Merhaba yüzbinlerce kelimenin tamamını tek bir kelime ile silebilecek kadar güçlü manalı kelime..
Bilemezsin sana duyduğum özlemin nasıl da bir gecenin doruk noktasında ızdıraba dönüştügünü ve bilecegini zannetmiyorum sana olan hasretin ölüm sebebim olacagını ve zannediyorum ki bilirsin ölmememin nedeninin bir gün gözlerine bakabilme umudu olduğunu...
An kalbime saplıyor paslı hanceri ve benim ellerim hiç titremediği kadar titriyor.Ben seni özlüyorum.Gözümün önünde bilmediğim hayalin.Bir rüzgar esiyor,dünya yerinden oynuyor,bir fırtına bir kıyamet almış başını gidiyor.Umrumda mı sanki yeryüzü ? Hayalin karşımda.Asilce bana bakmakta.Başın dik alnın ak..Ve azraile bile inat gülümsüyorsun..Oysa ben üşüyorum,ellerim titriyor..
Ağaçlar filizleniyor.Mevsimler evrime uğruyor.Bir yangının tam ortasındayım elimde tuttuğum yüregim bir kor ve erimekte,oysa ben sana uzatmak istemiştim...
Sen huzursun.Dünyamsın.Olabilecegin herşeysin.Bütün kaleleri fethettin,piyonlar düştü,muhafızlar esir,şah mat oldu...Ellerim ensemde kenetli,nefes dahi almıyorum.Öl desen ölürüm..Sen herşeyden önce ve herşeyden sonra ve şimdi ve sonsuza dek Kader'imsin...
Sen...
Sen...
Sen herşeysin...
Sen Umutların Filizlendiği Bozkırların sahibisin..
Fermansın.
Hükümsün.
Hükümdarsın.
Her şeysin.
Kainatta ki bütün canlıların mutlulugunu kıskanacak mutluluklara sahip olman dileği ile...
Yine bir renkte düştün aklıma…Biraz hercai, çokça maharetsiz fırçalanmış resmin yitmeye yüz tutmuş ışıklarının arasından çıkıp geldin bu güne. Ve yine…
Ormanın kuytularında, göze hiç bulaşmamış, üzerine değen ayakları olmamış, dalsız yaprağın yalnızlığına benzedin bir kez daha. Oysa bir tıkırtı dahi duyulmadı odaların dibinde…Sesin yokluğu seçmiş dost; öyle mi?…Bir başkaldırışı, bir inadı, bir terk edişi, yabansı suskularla bezemiş demek gönlün…Hiç saymadığımız, oluruna baş koymadığımız bir vazgeçişin durağında elini kaldırıyorsun demek “sen” denilemeyecek zamanlara…Olsun! Varsın, öyle olsun!
Yazdığımızı silmeyi, bir yerlerde, bir şeyler söylemeyi deneyip, yüzü gözü katran karalarına çevireli rahatın demini yudumlayamadık hiç…Biraz eksikle, çokça süssüz çıkıp dolanırdık ahalinin ortasında. İstediğimiz kadar “biz” olmadık mı, yalan düşüverirdi omuz başımızdan…
“Yaramızı sakla derininde! Yüreğin hangi buluta tutunursa tutunsun…kandıracağın bir benin olur , sadece “sen” olur yaşam nihayetinde…”
Bükülmüş kelimelerin kimseyi mutlu ettiği yok aslında…Ne söylenip durduğun zaman, ne o anlamı yoğuran ihanet önemli seni göz ucuyla süzen varsıllarca. Doyduğun tası devirebilmek tek maharetleri…Bize kalansa eklemek kendimize o biçare hüzünleri...Unutma! Kaldırıp atamayacağımız gerçekliğin acısına sevdalanmak suç değil bu gün…
Bir unutuş olamaz dün dediğin…Dilsizliğin canını öfkeye boğduğu , kekremsi ayrılıkların teninden lime lime koparıldığı ve bir çığlığı bastıramadan diğerine kapıları araladığın güncelerden kesip çıkaramam dost ben seni…Uzakların, yakınların… Hepsiyle dolandın içimde; ve kalakaldın öylece ben de…
Yüreksiz ve bezgin insanlardan aldırışsız uzaklaşmanın kutlanacağı bir şehrin tepeliğinde, yanıma düşecek rengini sevinçle karşılayacağım güne kadar iyi bak kendine…
Ve bir cesaret iliştirir son kez olsun,
yıkmaya yeltendiğin tüm imgelerin üzerine…
ölü sözcükler topluyorum ölü sözcükler
yarıda kalmış sevdaların kıyısından
Doğadan toprağa verilir gibi senin bilmediğin ve hiç söylenmemiş
Dudaklarımdan çıkmadan rüzgarlara kapılan
Rüzgarlar, kimsesizliğimi dal gibi titreten
her gece vakti hüzünlü gözlerde yaşlar tükenmeden
kabuk bağlamış yaralara dokunan
ve her esişte küller arasından yeni yangınlar çıkaran
Yangınlar ki yüreğimin tam ortasından
her sözcüğün bir kıvılcım olup yalımları duvara vuran
Duvarlarda titrek ışıkların gölgelediği geçmiş zamanlara takılı fotoğraflar
ve anılar renkleri silinmiş
ve şiirler nikotin sarısı tütün kokan parmakların ucundan
şiirler ki her harfi yürekten
her harfi sessiz çığlıklar içinde feryat figan
ve yağmurlarla saçlarına yollanan
Yağmurlar,
rüzgar ve fırtınanın önünde kara bulutlar içinden geçen
ve aynı suça yataklık eder gibi her damlası yürek dağlayan
her damlası şarkılara benzeyen
ve her damlası bir kurşun
şarkılar ki hicaz makamında bizim olmayan
ve bizi anlatmayan nihavent ezgiler kırık bir pikap iğnesi ucundan
ölü sözcükler hamalıyım ölü sözcükler
memeden kesilen çocuklar gibi
düşlerimden çıkarıyorum seni ve gelirsen umudunu
Biliyor musun
biliyor musun
az önce ‘umut’ diye sarıldığım son yaprağın da düştüğünü dalından