Kardeşlerim.....
Kutsal kitabımız Kuran-ı Kerimin türkçe meailini bu başlık altında inceleyeceğiz inşallah.
[Bu meal Harun Yahya eserlerinden alınmaktadır]
* FATİHA SURESİ *
1- Hamd Alemlerin Rabbinedir.
2- Rahman ve Rahimdir.
3- Din gününün malikidir.
4- Biz yalnızca Sana ibadet eder ve yalnızca Senden yardım dileriz.
5- Bizi doğru yola ilet;
6- Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna
7- Gazaba uğrayanların ve sapmışlarınkine değil.
* BAKARA SURESİ *
1- Elif, Lam, Mim,
2- Bu, kendisinde şüphe olmayan, muttakiler için yol gösterici olan bir Kitaptır.
3- Onlar, gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.
4- Ve onlar, sana indirilene, senden önce indirilenlere iman ederler ve ahirete de kesin bir bilgiyle inanırlar.
5- İşte bunlar, Rablerinden olan bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erenler bunlardır.
6- Şüphesiz, inkar edenleri uyarsan da, uyarmasan da, onlar için fark etmez; inanmazlar.
7- Allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir; gözlerinin üzerinde perdeler vardır.Ve büyük azap onlaradır.
8- İnsanlardan öyleleri vardır ki: Biz Allaha ve ahiret gününe iman ettik derler; oysa inanmış değillerdir.
9- Sözde Allahı ve iman edenleri aldatırlar.Oysa onlar, yalnızca kendilerini aldatıyorlar ve şuurunda değiller.
10- Kalplerinde hastalık vardır.Allah da hastalıklarını arttırmıştır.Yalan söylemekte olduklarından dolayı, onlar için acı bir azap vardır.
11- Kendilerine:Yeryüzünde fesat çıkarmayın denildiğinde:Biz sadece ıslah edicileriz derler.
12- Bilin ki; gerçekten, asıl fesatçılar bunlardır, ama şuurunda değildirler.
13- Ve yine kendilerine İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin denildiğinde Düşük akıllıların iman ettiği gibi mi iman edelim? derler.Bilin ki, gerçekten asıl düşük-akıllılar kendileridir; ama bilmezler.
14- İman edenlerle karşılaştıkları zaman: İman ettik derler.Şeytanlarıyla başbaşa kaldıklarında ise, derler ki:Şüphesiz, sizinle beraberiz.Biz onlarla yalnızca alay ediyoruz.
15-Asıl Allah onlarla alay eder ve taşkınlıkları içinde şaşkınca dolaşmalarına belli bir süre tanır.
16- İşte bunlar, hidayete karşılık sapıklığı satın almışlardır;fakat bu alış-verişleri bir yarar sağlamamış; hidayeti de bulmamışlardır.
17- Bunların örneği, ateş yakan adamın örneğine benzer;ki onun ateşi çevresini aydınlattığı zaman, Allah onların aydınlığını giderir ve göremez bir şekilde karanlıklar içinde bırakıverir.
18- Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler.Bundan dolayı dönmezler.
19- Ya da bunlar karanlıklar, gök gürültüsü ve şimşeklerle yüklü, gökten şiddetli bir yağmur fırtınasına tutulmuş gibidirler ki, yıldırımların saldığı dehşetle;ölüm korkusundan parmaklarıyla kulaklarını tıkarlar.Oysa Allah kafirleri çepeçevre kuşatıcıdır.
20- Çakan şimşek neredeyse gözlerini kapıverecek;önlerini her aydınlattığında biraz yürürler, üzerlerine karanlık basıverince de kalakalırlar.Allah dileseydi, işitmelerini de görmelerini de gideriverirdi.Şüphesiz Allah, herşeye güç yetirendir.
21- Ey insanlar, sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin ki sakınasınız.
22- O, sizin için yeryüzünü bir döşek, gökyüzünü bir bina kıldı.Ve gökten yağmur indirerek bununla sizin için çeşitli ürünlerden rızık çıkardı.Öyleyse bütün bunları bile bile Allaha eşler koşmayın.
23- Eğer kulumuza indirdiğimiz Kurandan şüphedeyseniz, bu durumda, sizde bunun benzeri bir sûre getirin.Ve eğer doğru sözlüyseniz, Allahtan başka şahitlerinizi kendilerine güvendiğiniz yardımcılarınızı çağırın.
24- Ama yapamazsanızki kesin olarak yapamayacaksınız bu durumda kafirler için hazırlanmış ve yakıtı insanlar ile taşlar olan ateşten sakının.
25- Ey Muhammed iman edip salih amellerde bulunanları müjdele.Gerçekten onlar için altlarından ırmaklar akan cennetler vardır.Kendilerine rızık olarak bu ürünlerden her yedirildiğinde:Bu daha önce de rızıklandığımızdır derler.Bu, onlara, dünyadakine benzer olarak sunulmuştur.Orada, onlar için tertemiz eşler vardır ve onlar orada süresiz kalacaklardır.
26- Şüphesiz Allah, bir sivrisineği de, ondan üstün olanı da,herhangi bir şeyi örnek vermekten çekinmez.Böylece iman edenler, kuşkusuz bunun Rablerinden gelen bir gerçek olduğunu bilirler;inkar edenler ise, Allah, bu örnekle neyi amaçlamış derler.Oysa Allah,Bununla birçoğunu saptırır, birçoğunu da hidayete erdirir.Ancak O,fasıklardan başkasını saptırmaz.
27- Ki bunlar Allahın ahdini, onu kesin olarak onayladıktan sonra bozarlar, Allahın kendisiyle birleştirilmesini emrettiği şeyi keserler ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarırlar.Kayba uğrayanlar, işte bunlardır.
28- Nasıl oluyor da Allahı inkar ediyorsunuzOysa ölü iken sizi O diriltti; sonra sizi yine öldürecek, yine diriltecektir ve sonra Ona döndürüleceksiniz.
29- Sizin için yerde olanların tümünü yaratan Odur.Sonra göğe yönelip istiva edipde onları yedi gök olarak düzenleyen Odur.Ve O, herşeyi bilendir.
30- Hani Rabbin meleklere:Muhakkak Ben, yeryüzünde bir halife var edeceğim demişti.Onlar da:Biz Seni şükrünle yüceltir ve sürekli takdis ederken, orada bozgunculuk çıkaracak ve kanlar akıtacak birini mi var edeceksin? dediler. Allah:Şüphesiz sizin bilmediğinizi Ben bilirim dedi.
31- Ve Ademe isimlerin hepsini öğretti.Sonra onları meleklere yöneltip:Eğer doğru sözlüyseniz, bunları Bana isimleriyle haber verin dedi.
32- Dediler ki:Sen Yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten Sen, herşeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olansın.
33- Allah:Ey Adem, bunları onlara isimleriyle haber ver dedi.O, bunları onlara isimleriyle haber verince de dedi ki:Size demedim mi, göklerin ve yerin gaybını gerçekten Ben bilirim, gizli tuttuklarınızı ve açığa vurduklarınızı da Ben bilirim.
34- Ve meleklere:Ademe secde edin dedik. İblis hariç hepsi secde ettiler. O ise, diretti ve kibirlendi,böylece kafirlerden oldu.
35- Ve dedik ki:Ey Adem, sen ve eşin cennette yerleş. İkiniz de ondan, neresinden dilerseniz, bol bol yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz.
2/36- Fakat şeytan, oradan ikisinin ayağını kaydırdı ve böylece onları içinde bulundukları durumdan çıkardı.Biz de: Kiminiz kiminize düşman olarak inin, sizin için yeryüzünde belli bir vakte kadar bir yerleşim ve meta vardır dedik.
37- Derken Adem, Rabbinden birtakım kelimeler aldı.Bunun üzerine Allah da tevbesini kabul etti.Şüphesiz O, tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir.
38- Dedik ki:Oradan tümünüz inin.Bundan sonra size Benden bir hidayet geldiğinde, kim Benim hidayetime uyarsa, onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.
39- İnkar edip de ayetlerimizi yalanlayanlar ise onlar, ateşin halkıdırlar ve orada süresiz kalacaklardır.
40- Ey İsrailoğulları, size bağışladığım nimetimi hatırlayın ve ahdime bağlı kalın, ki Ben de ahdinize bağlı kalayım.Ve yalnızca Benden korkun.
41- Yanınızda olan Tevratı, doğrulayıcı olarak indirdiğime Kurana iman edin; onu inkar edenlerin ilki siz olmayın ve ayetlerimizi az bir değer karşılığında değişmeyin.Ve yalnızca Benden korkun.
42- Hakkı batıl ile örtmeyin ve hakkı gizlemeyin.Kaldı ki siz gerçeği biliyorsunuz.
43- Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin ve rüku edenlerle birlikte siz de rüku edin.
44- Siz, insanlara iyiliği emrederken, kendinizi unutuyor musunuz? Oysa siz kitabı okuyorsunuz. Yine de akıllanmayacak mısınız?
45- Sabır ve namazla yardım dileyin.Bu, şüphesiz, huşû duyanların dışındakiler için ağır bir yükdür.
46- Onlar,müminler ise,şüphesiz, Rableriyle karşılaşacaklarını ve yine şüphesiz, O'na döneceklerini bilirler.
47- Ey İsrailoğulları, size bağışladığım nimetimi ve sizi bir dönem alemlere üstün kıldığımı hatırlayın.
48- Ve hiç kimsenin, hiç kimse adına bir şey ödemeyeceği, hiç kimsenin şefaatinin kabul edilmeyeceği, hiç kimseden bir fidye alınmayacağı ve yardım görülmeyeceği bir günden sakının.
49- Sizi, dayanılmaz işkencelere uğrattıklarında, Firavun ailesinin elinden kurtardığımızı hatırlayın.Onlar, kadınlarınızı diri bırakıp, erkek çocuklarınızı boğazlıyorlardı.Bunda sizin için Rabbinizden büyük bir imtihan vardı.
50- Ve sizin için denizi ikiye yarıp sizi kurtardığımızı ve Firavunun adamlarını gözlerinizin önünde boğduğumuzu hatırlayın.
51- Hani Musa ile kırk gece için sözleşmiştik.Ama sonra siz, onun arkasından buzağıyı tanrı edinmiş ve böylece zalimler olmuştunuz.
52- Bundan sonra,artık şükredesiniz diye sizi bağışladık.
53- Ve hidayete eresiniz diye Musaya kitabı ve Furkanı verdik.
54- Hani Musa, kavmine:Ey kavmim, gerçekten siz, buzağıyı tanrı edinmekle kendinize zulmettiniz.Hemen, kusursuzca Yaratangerçek İlahınıza tevbe edip nefislerinizi öldürün:bu,Yaratıcınız Katında sizin için daha hayırlıdır demişti. Bunun üzerine Allah tevbelerinizi kabul etti.Şüphesiz O tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir.
55- Ve demiştiniz ki:Ey Musa, biz Allahı apaçık görünceye kadar sana inanmayız.Bunun üzerine yıldırım sizi kendinizden almıştı.Ve siz bakıp duruyordunuz.
56- Sonra şükredesiniz diye, Sizi ölümünüzden sonra dirilttik.
57- Bulutları üzerinize gölge kıldık ve size kudret helvası ve bıldırcın indirdik. Size rızık olarak verdiklerimizin temizinden yiyin dedik.Onlar Bize zulmetmediler, ancak kendi nefislerine zulmettiler.
58- Ve hatırlayın, demiştik ki:Şu şehre girin ve orada istediğiniz yerde bol bol yiyin, yalnızca secde ederek kapısından girerken dileğimiz bağışlanmadır deyin; Biz de hatalarınızı bağışlayalım; iyilik yapanların ecirlerini arttıracağız.
59- Ama zulmedenler, kendilerine söylenen sözü bir başkasıyla değiştirdiler.Biz de o zalimlerin yaptıkları bozgunculuğa karşılık, üzerlerine gökten iğrenç bir azap indirdik.
60- Yine Hatırlayın Musa kavmi için su aramıştı, o zaman Biz ona:Asanı taşa vur demiştik de ondan on iki pınar fışkırmıştı, böylece herkes içeceği yeri bilmişti.Allahın verdiği rızıktan yiyin, için ve yeryüzünde bozgunculuk fesad yaparak karışıklık çıkarmayın.
61- Siz ise şöyle demiştiniz: Ey Musa, biz bir çeşit yemeğe katlanmayacağız, Rabbine yalvar da, bize yerin bitirdiklerinden bakla, acur, sarmısak, mercimek ve soğan çıkarsın.O zaman Musa: Hayırlı olanı, şu değersiz şeyle mi değiştirmek istiyorsunuz? Öyleyse Mısıra inin, çünkü orada kendiniz için istediğiniz vardır demişti.Onların üzerine horluk ve yoksulluk damgası vuruldu ve Allahtan bir gazaba uğradılar.Bu, kuşkusuz, Allahın ayetlerini tanımazlıkları ve peygamberleri haksız yere öldürmelerindendi.Yine bu, isyan etmelerinden ve sınırı çiğnemelerindendi.
62- Şüphesiz, iman edenlerle Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sabiilerden kim Allaha ve ahiret gününe iman eder ve salih amellerde bulunursa, artık onların Allah Katında ecirleri vardır.Onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.
63- Sizden misak almış ve Turu üstünüze yükseltmiştik ve demiştik ki: Size verdiğimize sımsıkı yapışın ve onda olanı hükümleri sürekli hatırlayın, ki sakınasınız.
64- Siz ise, bundan sonra da yüz çevirdiniz.Eğer Allahın üzerinizdeki fazlı lütuf ve ihsanı ve rahmeti olmasaydı, siz gerçekten hüsrana uğrayanlardan olurdunuz.
65- Andolsun, sizden cumartesi günü yasağı çiğneyenleri elbette biliyorsunuz. İşte Biz, onlara: Aşağılık maymunlar olun dedik.
66- Bunu, hem çağdaşlarına, hem sonra gelecek olanlara ibret verici bir ceza, takva sahipleri için de bir öğüt kıldık.
67- Hani Musa kavmine:Allah, muhakkak sizin bir sığır kesmenizi emrediyor demişti.Bizi alaya mı alıyorsun? dediler.Musa Cahillerden olmaktan Allaha sığınırım dedi.
68- Rabbine adımıza yalvar da, bize niteliklerini açıklasın dediler.Musa, Rabbine yalvardıktan sonra Şüphesiz Allah diyor ki:O ne pek geçkin, ne de pek genç, ikisi arası dinçlikte bir sığır olmalıdır.Artık emrolunduğunuz şeyi yerine getirin dedi.
69- Bu sefer dediler ki: Rabbine adımıza yalvar da, bize rengini bildirsin.O: Rabbim diyorki:O, bakanların içini ferahlatan sarı bir inektir dedi.
70- Onlar yine:Rabbine adımıza yalvar da, bize onun niteliklerini açıklasın. Çünkü bize göre sığırlar birbirine benzer.İnşaAllah Allah dilerse biz doğruyu buluruz dediler.
71- Bunun üzerine Musa,Rabbim diyor ki:O, yeri sürmek ve ekini sulamak için boyunduruğa alınmayan, salma ve alacası olmayan bir inektir dedi.O zaman: Şimdi gerçeği getirdin dediler.Böylece ineği kestiler; ama neredeyse bunu yapmayacaklardı.
72- Hani siz bir kişiyi öldürmüştünüz ve bu konuda birbirinize düşmüştünüz. Oysa Allah, gizlediklerinizi açığa çıkaracaktı.
73- Bunun için de:Ona cesede, kestiğiniz ineğin bir parçasıyla vurun demiştik. Böylece, Allah ölüleri diriltir ve size ayetlerini gösterir; ki akıll*******z.
74- Bundan sonra kalpleriniz yine katılaştı; taş gibi, hatta daha katı.Çünkü taşlardan öyleleri vardır ki, onlardan ırmaklar fışkırır, öyleleri vardır ki yarılır, ondan sular çıkar, öyleleri vardır ki Allah korkusuyla yuvarlanır.Allah yaptıklarınızdan gafil habersiz değildir.
75- Siz Müslümanlar, onların size inanacaklarını umuyor musunuz?Oysa onlardan bir bölümü, Allahın sözünü işitiyor,iyice algılayıp akıl erdirdikten sonra, bile bile değiştiriyorlardı.
76- İman edenlerle karşılaştıklarında İman ettik derler;kendi başlarına kaldıkları zaman ise, derler ki: Allahın size açtık açıkladıklarını, Rabbiniz Katında size karşı bir belge olsun diye mi onlarla konuşuyorsunuz? Hala akıllanmayacak mısınız?
77- Peki Onlar, Allahın gizli tuttuklarını da, açığa vurduklarını da bildiğini bilmiyorlar mı?
78- Onlardan bir kısmı ümmidir.Kitabı bilmezler;bildikleri bir sürü asılsız şeylerden başkası değildir ve yalnızca zannederler.
79- Artık vay hallerine; Kitabı kendi elleriyle yazıp, sonra az bir değer karşılığında satmak için Bu Allah Katındandır diyenlere. Artık vay, elleriyle yazdıklarından dolayı onlara; vay kazanmakta olduklarına.
80- Dediler ki:Sayılı günlerin dışında, ateş asla bize değmeyecektir.De ki: Allah Katından bir ahid mi aldınız? ki Allah asla ahdinden dönmez Yoksa Allaha karşı bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz?
81- Hayır; kim bir kötülük işler de günahı kendisini kuşatırsa, artık onlar, ateşin halkıdırlar, orada süresiz kalacaklardır.
82- İman edip salih amellerde bulunanlar ise cennet halkıdırlar, orada süresiz kalacaklardır.
83- Hani İsrailoğullarından, Allah'tan başkasına kulluk etmeyin, anneye-babaya, yakınlara, yetimlere ve yoksullara iyilikle davranın, insanlara güzel söz söyleyin, namazı dosdoğru kılın ve zekatı verin diye misak almıştık.Sonra siz, pek azınız hariç, döndünüz ve hala yüz çeviriyorsunuz.
84- Hani sizden Birbirinizin kanını dökmeyin, birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayın diye misak almıştık.Sonra sizler bunu onaylamıştınız, hala buna şahitlik ediyorsunuz.
85- Sonra yine siz, birbirinizi öldürüyor, bir bölümünüzü yurtlarından sürüp çıkarıyor ve günah ve düşmanlıkla aleyhlerinde ittifaklar kuruyor ve size esir olarak geldiklerinde onlarla fidyeleşiyordunuz.Oysa onları çıkarmanız, size haram kılınmıştı.Yoksa siz, kitabın bir bölümüne inanıp da bir bölümünü inkar mı ediyorsunuz?Artık sizden böyle yapanların dünya hayatındaki cezası aşağılık olmaktan başka değildir; kıyamet gününde de azabın en şiddetli olanına uğratılacaklardır.Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir.
86- İşte bunlar, ahireti verip dünya hayatını satın alanlardır; bundan dolayı azapları hafifletilmez ve kendilerine yardım edilmez.
87- Andolsun, Biz Musaya kitabı verdik ve ardından peş peşe elçiler gönderdik. Meryem oğlu İsaya da apaçık belgeler verdik ve onu Ruhul-Kudüsle teyid ettik. Demek, size ne zaman bir elçi nefsinizin hoşlanmayacağı bir şeyle gelse, büyüklük tasla***** bir kısmınız onu yalanlayacak, bir kısmınız da onu öldürecek misiniz?
88- Dediler ki: Bizim kalplerimiz örtülüdür.Hayır; Allah, inkarlarından dolayı onları lanetlemiştir.Bundan dolayı pek azı iman eder.
89- Allah Katından yanlarında olan Tevratı doğrulayan bir kitap geldiği zaman, ki bundan önce inkar edenlere karşı fetih istiyorlardı işte bilip-tanıdıkları gelince, onu inkar ettiler.Artık Allahın laneti kafirlerin üzerinedir.
90- Allahın kullarından, dilediğine Kendi fazlından peygamberliği indirmesini kıskanarak ve hakka baş kaldırarak Allah'ın indirdiklerini tanımamakla, nefislerini ne kötü şeye karşılık sattılar.Böylelikle gazab üstüne gazaba uğradılar.Kafirler için alçaltıcı bir azap vardır.
91- Onlara: Allahın indirdiklerine iman edin denildiğinde: Biz, bize indirilene iman ederiz derler ve ondan sonra olan Kuranı inkar ederler.Oysa o KuRan, yanlarındakini kitabı doğrulayan bir gerçektir.Onlara Deki:Eğer inanıyor idiyseniz, daha önce ne diye Allahın peygamberlerini öldürüyordunuz?
92- Andolsun, Musa size apaçık belgelerle geldi.Sonra siz onun arkasından buzağıyı tanrı edindiniz.İşte siz böyle zalimlersiniz.
93- Hani sizden misak almış ve Turu üstünüze yükseltmiştik ve: Size verdiğimize kitaba sımsıkı sarılın ve dinleyin demiştik.Demişlerdi ki: Dinledik ve baş kaldırdık.İnkarları yüzünden buzağı tutkusu kalplerine sindirilmişti.De ki: İnanıyorsanız, inancınız size ne kötü şey emrediyor?
94- De ki:Eğer Allah Katında ahiret yurdu, başka insanların değil de, yalnızca sizin ise, ve doğru sözlüyseniz, öyleyse hemen ölümü dileyin.
95- Oysa onlar, önceden ellerinin takdim ettiklerinden dolayı onu ölümü hiçbir zaman kesin olarak dilemeyeceklerdir.Allah, zalimleri bilendir.
96- Andolsun, onları hayata karşı diğer insanlardan ve şirk koşanlardan bile daha ihtiraslı bulursun.Onlardan Her biri, bin yıl yaşatılsın ister; oysa bunca yaşaması onu azaptan kurtarmaz.Allah, onların yapmakta olduklarını görendir.
97- De ki: Cibrile kim düşman ise, bilsin ki gerçekten onu Kitabı, Allahın izniyle kendinden öncekileri doğrulayıcı ve müminler için hidayet ve müjde verici olarak senin kalbine indiren Odur.
98- Her kim Allaha, meleklerine, elçilerine, Cibri'e ve Mikaile düşman ise, artık şüphesiz Allah da kafirlerin düşmanıdır.
99- Andolsun Biz sana apaçık ayetler indirdik.Bunları fasıklardan başkası inkar etmez.
100- Ne zaman bir ahidde bulundularsa, içlerinden bir bölümü onu bozmadı mı? Hayır, onların çoğu iman etmezler.
101- Ne zaman onlara Allah Katından yanlarındakini doğrulayan bir elçi gelse, kitap verilenlerden birtakımı, sanki bilmiyorlarmış gibi Allahın Kitabını arkalarına attılar.
102- Ve onlar, Süleymanın mülkü nübüvveti hakkında şeytanların anlattıklarına uydular.Süleyman inkar etmedi; ancak şeytanlar inkar etti.Onlar, insanlara sihri ve Babildeki iki meleğe Haruta ve Maruta indirileni öğretiyorlardı.Oysa o ikisi: Biz, yalnızca bir fitneyiz, sakın inkar etme demedikçe hiç kimseye bir şey öğretmezlerdi.Fakat onlardan erkekle karısının arasını açan şeyi öğreniyorlardı. Oysa onunla Allahın izni olmadıkça hiç kimseye zarar veremezlerdi.Buna rağmen kendilerine zarar verecek ve yarar sağlamayacak şeyi öğreniyorlardı.Andolsun onlar, bunu satın alanın, ahiretten hiçbir payı olmadığını bildiler;kendi nefislerini karşılığında sattıkları şey ne kötü;bir bilselerdi.
103- Eğer gerçekten iman edip sakınsalardı,Allah Katındaki sevabları gerçekten daha hayırlı olurdu bir bilselerdi.
104- Ey iman edenler, Raina-Bizi güt, bize bak demeyin.Unzurna-Bizi gözet deyin ve dinleyin.Kafirler için acı bir azap vardır.
105- Kitap Ehlinden olan kafirler ve müşrikler, Rabbinizden üzerinize bir hayrın indirilmesini arzu etmezler.Allah ise, dilediğine rahmetini tahsis eder.Allah büyük fazl sahibidir.
106- Biz, daha hayırlısını veya bir benzerini getirinceye kadar hiçbir ayeti neshetmez hükmünü yürürlükten kaldırmaz veya unutturmayız.Bilmez misin ki Allah, gerçekten herşeye güç yetirendir.
107- Yine Bilmez misin ki, gerçekten göklerin ve yerin mülkü Allahındır.Sizin Allahtan başka veliniz ve yardımcınız yoktur.
108- Yoksa daha önce Musanın sorguya çekildiği gibi, siz de Resulünüzü sorguya mı çekmek istiyorsunuz? Kim imanı inkar ile değişirse, artık o, dümdüz yoldan sapmış olur.
109- Kitap Ehlinden çoğu, kendilerine gerçek hak apaçık belli olduktan sonra, nefislerini kuşatan kıskançlıktan dolayı, imanınızdan sonra sizi inkara döndürmek arzusunu duydular.Fakat, Allahın emri gelinceye kadar onları bırakın ve onlara ne sözle, ne de eylemle ilişmeyin.Hiç şüphesiz Allah, herşeye güç yetirendir.
110- Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin önceden kendiniz için hayır olarak neyi takdim ederseniz, onu Allah Katında bulacaksınız.Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı görendir.
111- Dediler ki:Yahudi veya Hıristiyan olmayan hiç kimse kesin olarak cennete giremez.Bu,onların kendi kuruntularıdır.De ki:Eğer doğru sözlüyseniz, kesin kanıtınızı burhan getirin.
112- Hayır, kim güzel davranış ve iyilikte bulunarak kendisini Allaha teslim ederse, artık onun Rabbi Katında ecri vardır.Onlar için korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.
113- Yahudiler dediler ki: Hıristiyanlar bir şey herhangi bir temel üzere değillerdir Hıristiyanlar da:Yahudiler bir şey üzere değillerdir dediler.Oysa onlar, Kitabı okuyorlar.Bilmeyenler bilgisizlerde,onların söylediklerinin benzerini söylemişlerdi.Artık Allah, kıyamet günü anlaşmazlığa düştükleri şeyde aralarında hüküm verecektir.
114- Allahın mescidlerinde Onun isminin anılmasını engelleyen ve bunların yıkılmasına çaba harcayandan daha zalim kim olabilir? Onların durumu içlerine korkarak girmekten başkası değildir.Onlar için dünyada bir aşağılanma, ahirette büyük bir azap vardır.
115- Doğuda Allahındır, batı da.Her nereye dönerseniz Allahın yüzü kıblesi orasıdır.Şüphesiz ki Allah, kuşatandır,bilendir.
116- Dediler ki:Allah oğul edindi.O,bu yakıştırmadan Yücedir.Hayır, göklerde ve yerde her ne varsa O nundur,tümü Ona gönülden boyun eğmişlerdir.
117- Gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin yaratandır.O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca OL der,o da hemen oluverir.
118- Bilgisizler, dediler ki: Allah bizimle konuşmalı veya bize de bir ayet gelmeli değil miydi? Onlardan öncekiler de onların bu söylediklerinin benzerini söylemişlerdi.Kalpleri birbirine benzedi.Biz, kesin bilgiyle inanan bir topluluğa ayetleri apaçık gösterdik.
119- Şüphesiz Biz seni bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak, hak Kuran ile gönderdik.Sen cehennemin halkından sorumlu tutulmayacaksın.
120- Sen onların dinlerine uymadıkça, Yahudi ve Hıristiyanlar senden kesinlikle hoşnut olacak değillerdir.De ki:Şüphesiz doğru yol, Allahın gösterdiği yoludur. Eğer sana gelen bunca ilimden sonra onların heva arzu ve tutkularına uyacak olursan, senin için Allahtan ne bir dost vardır, ne de bir yardımcı.
121- Kendilerine verdiğimiz Kitabı gereği gibi okuyanlar,işte ona iman edenler bunlardır.Kim de onu inkar ederse, artık onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.
122- Ey İsrailoğulları, size bağışladığım nimetimi ve sizi bir dönem alemlere muhakkak üstün kıldığımı hatırlayın.
123- Ve hiç kimsenin hiç kimse adına bir şey ödeyemeyeceği, hiç kimseden fidye alınmayacağı ve hiç kimsenin şefaatinin kabul edilmeyeceği ve yardım görülmeyeceği bir günden sakının.
124- Hani Rabbi, İbrahimi birtakım kelimelerle denemişti.O da istenenleri tam olarak yerine getirmişti.O zaman Allah İbrahime: Seni şüphesiz insanlara imam kılacağım dedi. İbrahim Ya soyumdan olanlar? deyince Allah: Zalimler Benim ahdime erişemez dedi.
125- Hani Evi Kabeyi insanlar için bir toplanma ve güvenlik yeri kılmıştık. İbrahimin makamını namaz yeri edinin, İbrahim ve İsmaile de, Evimi, tavaf edenler, itikafa çekilenler ve rüku ve secde edenler için temizleyin diye ahid verdik.
126- Hani İbrahim:Rabbim, bu şehri bir güvenlik yeri kıl ve halkından Allaha ve ahiret gününe inananları ürünlerle rızıklandır demiştide Allah:Sadece inananları değil inkar edeni de az bir süre yararlandırır, sonra onu ateşin azabına uğratırım; ne kötü bir dönüştür o demişti.
127- İbrahim, İsmaille birlikte Evin Kabenin sütunlarını yükselttiğinde ikisi şöyle dua etmişti:Rabbimiz bizden bunu kabul et.Şüphesiz, Sen işiten ve bilensin
128-Rabbimiz, ikimizi Sana teslim olmuş Müslümanlar kıl ve soyumuzdan Sana teslim olmuş Müslüman bir ümmet ver.Bize ibadet yöntemlerini yer veya ilkelerini göster ve tevbemizi kabul et.Şüphesiz, Sen tevbeleri kabul eden ve esirgeyensin.
129- Rabbimiz, içlerinden onlara bir elçi gönder, onlara ayetlerini okusun, Kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları arındırsın.Şüphesiz, Sen güçlü ve üstün olansın, hüküm ve hikmet sahibisin.
130- Kendi nefsini aşağılık kılandan başka, İbrahimin dininden kim yüz çevirir? Andolsun, Biz onu dünyada seçtik, gerçekten ahirette de o salihlerdendir.
131- Rabbi ona:Teslim ol dediğinde O: Alemlerin Rabbine teslim oldum demişti.
132- Bunu İbrahim, oğullarına vasiyet etti, Yakupda: Oğullarım, şüphesiz Allah sizlere bu dini seçti, siz de ancak Müslüman olarak can verin diye benzer bir vasiyette bulundu.
133- Yoksa siz, Yakubun ölüm anında, orada şahidler miydiniz? O,oğullarına: Benden sonra kime ibadet edeceksiniz? dediğinde, onlar:Senin İlahına ve ataların İbrahim, İsmail ve İshakın İlahı olan tek bir İlaha ibadet edeceğiz bizler Ona teslim olduk demişlerdi.
134- Onlar bir ümmetti; gelip geçti.Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir.Siz, onların yaptıklarından sorumlu değilsiniz.
135- Dediler ki:Yahudi veya Hıristiyan olun ki hidayete eresiniz.De kiHayır, doğru yol Hanif muvahhid olan İbrahimin dinidir O müşriklerden değildi.
136- Deyin ki: Biz Allaha bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarına indirilene, Musa ve İsaya verilen ile peygamberlere Rabbinden verilene iman ettik.Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz Ona teslim olmuşlarız.
137- Şayet onlar da, sizin inandığınız gibi inanırlarsa, kuşkusuz doğru yolu bulmuş olurlar yok eğer yüz çevirirlerse, onlar elbette bir çelişki ve aykırılık içindedirler.Sana onlara karşı Allah yeter.O, işitendir, bilendir.
138- Allahın boyası... Allahın boyasından daha güzel boyası olan kimdir? Biz yalnızca Ona kulluk edenleriz.
139- De ki:O bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbiniz iken, bizimle Allah hakkında sözde kanıtlarla tartışmalara mı giriyorsunuz?Bizim amellerimiz bizim, sizin de amelleriniz sizindir.Biz, Ona gönülden bağlanmış muhlis olanlarız.
140- Yoksa siz, gerçekten İbrahimin, İsmailin, İshakın, Yakubun ve torunlarının Yahudi veya Hıristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz? De ki:Siz mi daha iyi biliyorsunuz, yoksa Allah mı Allahtan kendisinde olan bir şehadeti gizleyenden daha zalim olan kimdir? Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir.
141- Onlar, bir ümmetti, gelip geçti onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir.Siz, onların yaptıklarından sorumlu değilsiniz.
142- Birtakım beyinsiz insanlar: Onları daha önceki kıblelerinden çeviren nedir? diyecekler.Deki: Doğu da Allahındır, batı da.O dilediğini doğru yola yöneltir.
143- Böylece Biz sizi, insanlara şahid ve örnek olmanız için orta bir ümmet kıldık Peygamber de üzerinizde bir şahid olsun.Senin üzerinde bulunduğun yönü, Kabeyi kıble yapmamız, elçiye uyanları, topukları üzerinde gerisin geri dönenlerden ayırt etmek içindir.Doğrusu bu, Allahın hidayete ilettiklerinin dışında kalanlar için büyük bir yüktür.Allah, imanınızı boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz,Allah, insanlara şefkat edendir, esirgeyendir.
144- Biz, senin yüzünü çok defa göğe doğru çevirip-durduğunu görüyoruz. Şimdi elbette seni hoşnut olacağın kıbleye çevireceğiz.Artık yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir.Her nerede bulunursanız, yüzünüzü onun yönüne çevirin. Şüphesiz, kendilerine kitap verilenler, tartışmasız bunun Rablerinden bir gerçek hak olduğunu elbette bilirler.Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir.
145- Andolsun, kendilerine kitap verilenlere her ayeti delili getirsen, yine onlar senin kıblene uymaz sen de onların kıblelerine uyacak değilsin.Onlardan bir kısmı, bir kısmının kıblesine bile uymaz.Andolsun, eğer sana gelen bunca ilimden sonra onların heva istek ve tutkularına uyacak olursan, o zaman gerçekten zalimlerden olursun.
146- Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu peygamberi,çocuklarını tanır gibi tanırlar.Buna rağmen içlerinden bir bölümü, bildikleri halde gerçeği gizlerler.
147- Gerçek hak Rabbinden gelendir.Şu halde sakın kuşkuya kapılanlardan olma.
148- Herkesin her toplumun yüzünü çevirdiği bir yön vardır.Öyleyse hayırlarda yarışınız.Her nerede olursanız, Allah sizleri biraraya getirecektir.Şüphesiz Allah, herşeye güç yetirendir.
149- Her nereden çıkarsan, yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir.Şüphesiz bu, Rabbinden olan bir haktır.Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir.
150- Her nereden çıkarsan, yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir.Siz de Her nerede olursanız yüzünüzü onun yönüne çevirin.Öyle ki, onlardan zulmedenlerin dışında insanların, size karşı bir delilleri olmasın.Onlardan korkmayın,Benden korkun, üzerinizdeki nimetimi tamamlayayım.Umulur ki hidayete erersiniz.
151- Öyle ki size, kendinizden, size ayetlerimizi okuyacak, sizi arındıracak, size kitap ve hikmeti öğretecek ve bilmediklerinizi bildirecek bir elçi gönderdik.
152- Öyleyse yalnızca Beni anın, Ben de sizi anayım; ve yalnızca Bana şükredin ve sakın nankörlük etmeyin.
153- Ey iman edenler, sabırla ve namazla yardım dileyin.Gerçekten Allah, sabredenlerle beraberdir.
154- Ve sakın Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyin hayır onlar diridirler. Fakat siz bunun şuurunda değilsiniz.
155- Andolsun, Biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz.Sabır gösterenleri müjdele.
156- Onlara bir musibet isabet ettiğinde, derler ki: Biz Allaha ait (kullar)ız ve şüphesiz Ona dönücüleriz.
157- Rablerinden bağışlanma (salat) ve rahmet bunların üzerinedir ve hidayete erenler de bunlardır.
158- Şüphesiz, Safa ile Merve Allah'ın işaretlerindendir.Böylece kim Evi (Kabeyi) hacceder veya umre yaparsa, artık bu ikisini tavaf etmesinde kendisi için bir sakınca yoktur.Kim de gönülden bir hayır yaparsa (karşılığını alır). Şüphesiz Allah, şükrün karşılığını verendir, bilendir.
159- Gerçekten, apaçık belgelerden indirdiklerimizi ve insanlar için kitapta açıkladığımız hidayeti gizlemekte olanlar; işte onlara, hem Allah lanet eder, hem de bütün lanet ediciler.
160- Ancak tevbe edenler, kendilerini ve başkalarını düzeltenler ve indirileni açıklayanlara gelince artık onların tevbelerini kabul ederim. Ben, tevbeleri kabul edenim, esirgeyenim.
161- Şüphesiz, inkar edip kafir olarak ölenler, Allahın, meleklerin ve bütün insanların laneti bunların üzerinedir.
162- Onda (lanette) süresiz kalacaklardır, onlardan azap hafifletilmez ve onlar gözetilmezler.
163- Sizin İlahınız tek bir İlahtır; Ondan başka İlah yoktur;O, Rahmandır, Rahimdir bağışlayan ve esirgeyendir.
164- Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün art arda gelişinde, insanlara yararlı şeyler ile denizde yüzen gemilerde, Allahın yağdırdığı ve kendisiyle yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği suda, her canlıyı orada üretip-yaymasında, rüzgarları estirmesinde, gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları evirip çevirmesinde düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler vardır.
165- İnsanlar içinde, Allahtan başkasını eş ve ortak tutanlar vardır ki, onlar (bunları), Allahı sever gibi severler.İman edenlerin ise Allaha olan sevgileri daha güçlüdür.O zulmedenler, azaba uğrayacakları zaman, muhakkak bütün kuvvetin tümüyle Allahın olduğunu ve Allahın vereceği azabın gerçekten şiddetli olduğunu bir bilselerdi.
166- Öyle ki o gün kendilerine tabi olunanlar, kendilerine tabi olanlardan uzaklaşıp-kaçmışlardır.Artık Onlar azabı görmüşlerdir ve aralarındaki bütün bağlar ve ilişkiler de parçalanıp-kopmuştur.
167- O zaman, yönetilip Uyanlar derler ki:Eğer bize bir kere daha dünyaya dönme fırsatı verilseydi muhakkak şimdi onların bizden uzaklaştıkları gibi, biz de onlardan uzaklaşır onları yüzüstü bırakırdık.Böylece Allah, onlara bütün yaptıklarını onulmaz hasretlerle gösterecektir.Ve onlar ateşten çıkacak değildirler.
168- Ey insanlar, yeryüzünde olan şeyleri helal ve temiz olarak yiyin ve şeytanın adımlarını izlemeyin.Gerçekte o, sizin için apaçık bir düşmandır.
169- O, size yalnızca, kötülüğü, çirkin-hayasızlığı ve Allaha karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder.
170- Ne zaman onlara:Allahın indirdiklerine uyun denilse, onlar: Hayır, biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye geleneğe uyarız derler. Peki Ya atalarının aklı bir şeye ermez ve doğru yolu da bulamamış idiyseler
171- İnkar edenlerin örneği bağırıp çağırmadan başka bir şey işitmeyip duyduğu veya bağırdığı şeyin anlamını bilmeyen ve sürekli haykıran bir hayvanın örneği gibidir.Onlar, sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler; bundan dolayı akıl erdiremezler.
172- Ey iman edenler size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin ve yalnızca O'na kulluk ediyorsanız, yine yalnızca Allah'a şükredin.
173- O, size ölüyü leşi- kanı, domuz etini ve Allahtan başkası adına kesilmiş olan hayvanı kesin olarak haram kıldı.Fakat kim kaçınılmaz olarak muhtaç kalırsa, taşkınlık yapmamak ve haddi aşmamak şartıyla ölmeyecek oranda yiyebilir, ona bir günah yoktur.Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
174- Allahın indirdiği Kitaptan bir şeyi göz ardı edip saklayanlar ve onunla değeri az (bir şeyi) satın alanlar onların yedikleri, karınlarında ateşten başkası değildir.Allah kıyamet günü onlarla konuşmaz ve onları arındırmaz.Ve onlar için acı bir azap vardır.
175- Onlar, hidayete karşılık sapıklığı, bağışlanmaya karşılık azabı satın almışlardır.Ateşe karşı ne kadar dayanıklıdırlar!
176- Bu, Allahın Kitabı şüphesiz hak olarak indirmesindendir.Kitap konusunda anlaşmazlığa düşenler ise uzak bir ayrılık içindedirler.
177- Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir.Ama iyilik, Allaha, ahiret gününe, meleklere,Kitaba ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır.İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttaki olanlar da bunlardır.
178- Ey iman edenler, öldürülenler hakkında size kısas yazıldı (farz kılındı). Özgüre karşı özgür, köleye karşı köle ve dişiye karşı dişi. Fakat kimin (hangi katilin) lehine, onun (maktulün) kardeşi (varisi veya velisi) tarafından bağışlanırsa, artık (yapılması gereken) örfe uymak (ve) ona (maktulün varis veya velisine) güzellikle (diyet) ödemektir.Bu, Rabbinizden bir hafifletme ve bir rahmettir.Artık kim bundan sonra tecavüzde bulunursa, onun için elem verici bir azap vardır.
179- Ey temiz akıl sahipleri, kısasta sizin için hayat vardır.Umulur ki sakınırsınız.
180- Sizden birinize ölüm gelip çattığı zaman, eğer geride bir hayır bırakmışsa, anaya, babaya ve yakın akrabaya bilinen (uygun, meşru) bir tarzda vasiyette bulunması -Allaha karşı gelmekten sakınanlara bir hak olarak- size yazıldı (farz kılındı).
181- Bundan böyle kim onu (vasiyeti) işittikten sonra değiştirirse, günahı elbette onu değiştirenlerin üzerinedir.Şüphesiz Allah, işitendir, bilendir.
182- Bunun yanında, kim, vasiyet edenin haksızlığa eğilim göstereceğinden ya da günaha gireceğinden korkup da ikisinin (tarafların) arasını bulup-düzeltirse, artık ona günah yoktur.Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
183- Ey iman edenler, sizden öncekilere yazıldığı gibi, oruç, size de yazıldı (farz kılındı).Umulur ki sakınırsınız.
184- (Oruç) Sayılı günlerdir.Artık sizden kim hasta ya da yolculukta olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde (tutsun).Zor dayanabilenlerin üzerinde bir yoksulu doyuracak kadar fidye (vardır). Kim gönülden bir hayır yaparsa bu da kendisi için hayırlıdır.Oruç tutmanız, -eğer bilirseniz- sizin için daha hayırlıdır.
185- Ramazan ayı...İnsanlar için hidayet olan ve doğru yolu ve (hak ile batılı birbirinden) ayıran apaçık belgeleri (kapsayan) Kuran onda indirilmiştir.Öyleyse sizden kim bu aya şahid olursa artık onu tutsun. Kim hasta ya da yolculukta olursa, tutmadığı günler sayısınca diğer günlerde (tutsun).Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez.(Bu kolaylık) sayıyı tamamlamanız ve sizi doğru yola (hidayete) ulaştırmasına karşılık Allahı büyük tanımanız içindir.Umulur ki şükredersiniz.
186- Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm.Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve Bana iman etsinler.Umulur ki irşad (doğru yolu bulmuş) olurlar.
187- Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı. Onlar, sizin örtüleriniz, siz de onlara örtüsünüz.Allah, gerçekten sizin, nefislerinize ihanet etmekte olduğunuzu bildi, tevbenizi kabul etti ve sizi bağışladı.Artık onlara yaklaşın ve Allahın sizin için yazdıklarını dileyin.Fecir vakti, sizce beyaz iplik siyah iplikten ayırt edilinceye kadar yiyin, için, sonra geceye kadar orucu tamamlayın.Mescidlerde itikafta olduğunuz zamanlarda onlara (kadınlarınıza) yaklaşmayın.Bunlar, Allahın sınırlarıdır, (sakın) onlara yanaşmayın.İşte Allah, insanlara ayetlerini böylece açıklar; umulur ki sakınırlar.
188- Birbirinizin mallarını haksızlıkla yemeyin ve bile bile günahla insanların mallarından bir bölümünü yemeniz için onları hakimlere aktarmayın.
189- Sana, hilalleri (doğuş halindeki ayları) sorarlar. De ki: O, insanlar ve hacc için belirlenmiş vakitlerdir.İyilik (birr), evlere arkalarından gelmeniz değildir, ama iyilik sakınan(ın tutumudur).Evlere kapılarından girin.Allahtan sakının, umulur ki kurtuluşa erersiniz.
190- Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda savaşın, (ancak) aşırı gitmeyin. Elbette Allah aşırı gidenleri sevmez.
191- Onları, bulduğunuz yerde öldürün ve sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın.Fitne, öldürmekten beterdir.Onlar, size karşı savaşıncaya kadar siz, Mescid-i Haram yanında onlarla savaşmayın.Sizinle savaşırlarsa siz de onlarla savaşın. Kafirlerin cezası işte böyledir.
192- Onlar, (savaşa) son verirlerse (siz de son verin) şüphesiz Allah, bağışlayandır esirgeyendir.
193- (Yeryüzünde) Fitne kalmayıncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse, artık zulüm yapanlardan başkasına karşı düşmanlık yoktur.
194- Haram ay, haram aya karşılıktır hürmetler (de) karşılıklıdır.Öyleyse kim size saldırırsa, onun saldırdığı gibi siz de ona saldırın.Allahtan korkup-sakının ve bilin ki Allah, muhakkak ki korkup-sakınanlarla beraberdir.
195- Allah yolunda infak edin ve kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın. İyilik edin.Şüphesiz Allah, iyilik edenleri sever.
196- Haccı ve umreyi Allah için tamamlayın.Eğer (düşman, hastalık ve buna benzer nedenlerle) kuşatılırsanız, artık size kolay gelen kurbanı gönderin. Kurban yerine varıncaya kadar başlarınızı traş etmeyin. Kim sizden hasta ise veya başından şikayeti varsa, onun ya oruç ya sadaka veya kurban olarak fidye (vermesi gerekir).Güvenliğe kavuşursanız, hacca kadar umre ile yararlanmak isteyene, kolayına gelen bir kurban(ı kesmek gerekir).Bulamayana da, haccda üç gün, döndüğünüzde yedi (gün) olmak üzere, bunlar, tamı tamına on (gün) oruç vardır.Bu, ailesi Mescid-i Haram'da olmayanlar içindir. Allahtan korkun ve bilin ki Allah, muhakkak cezası pek çetin olandır.
197- Hacc, bilinen aylardır.Böylelikle kim onlarda haccı farz eder (yerine getirirse, (bilsin ki) haccda kadına yaklaşmak, fısk yapmak ve kavgaya girişmek yoktur.Siz, hayır adına ne yaparsanız, Allah, onu bilir.Azık edinin, şüphesiz azığın en hayırlısı takvadır.Ey temiz akıl sahipleri, Benden korkup-sakının.
198- Rabbinizden bir fazl istemenizde sizce sakınca yoktur.Arafattan hep birlikte indiğinizde Allahı Meşar-ı Haramda anın.O, sizi nasıl doğru yola yöneltip-ilettiyse, siz de Onu anın.Gerçek şu ki, siz bundan evvel sapmışlardandınız.
199- Sonra insanların (topluca) akın ettiği yerden siz de akın edin ve Allah'tan bağışlanma dileyin.Şüphesiz Allah bağışlayandır, esirgeyendir.
200- (Hacc) ibadetlerinizi bitirdiğinizde, artık (cahiliye döneminde) atalarınızı andığınız gibi, hatta ondan da kuvvetli bir anma ile Allahı anın.İnsanlardan öylesi vardır ki: Rabbimiz, bize dünyada ver der onun ahirette nasibi yoktur.
201- Onlardan öylesi de vardır ki:Rabbimiz, bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik (ver) ve bizi ateşin azabından koru der.
202- İşte bunların kazandıklarına karşılık nasibleri vardır.Allah, hesabı pek seri görendir.
203- Sayılı günlerde Allahı anın.İki günde (Minadan dönmek için) elini çabuk tutana günah yoktur, geri kalana da günah yoktur.Bu sakınan için(dir). Allahtan korkupsakının ve gerçekten bilinki,siz Ona döndürülüp toplanacaksınız.
204- İnsanlardan öylesi vardır ki, dünya hayatına ilişkin sözleri senin hoşuna gider ve kalbindekine rağmen Allahı şahid getirir oysa o azılı bir düşmandır.
205- O, iş başına geçti mi (ya da sırtını çevirip gitti mi) yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya, ekini ve nesli helak etmeye çaba harcar.Allah ise, bozgunculuğu sevmez.
206- Ona: Allah'tan kork denildiğinde, büyüklük gururu onu günaha sürükler, kuşatır.Böylesine cehennem yeter; ne kötü bir yataktır o.
207- İnsanlardan öylesi vardır ki, Allahın rızasını arayıp kazanmak amacıyla nefsini satın alır.Allah, kullarına karşı şefkatli olandır.
208- Ey iman edenler, hepiniz topluca barış ve güvenliğe Silme, İslama girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin.Çünkü o, size apaçık bir düşmandır.
209- Size, apaçık belgeler (ayetler) geldikten sonra yine ayağınız kayarsa, bilin ki Allah, gerçekten üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
210- Onlar, bulut gölgeleri içinde Allahın (azabının) meleklerle onlara gelmesini ve (azap) emrinin gerçekleşmesini mi gözlüyorlar? Oysa bütün işler Allaha döner.
211- İsrailoğullarına sor, onlara nice açık ayet(ler) verdik.Kendisine geldikten sonra kim Allahın nimetini değiştirirse, (bilsin ki) şüphesiz Allah, cezası pek şiddetli olandır.
212- İnkar edenlere dünya hayatı çekici kılındı (süslendi).Onlar, iman edenlerden kimileriyle alay ederler.Oysa korkup sakınanlar, kıyamet günü onların üstündedir.Allah, dilediğine hesapsız rızık verir.
213- İnsanlar tek bir ümmetti.Allah, müjdeciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdi ve beraberlerinde, insanların anlaşmazlığa düştükleri şeyler konusunda, aralarında hüküm vermek üzere hak kitaplar indirdi.Oysa kendilerine apaçık ayetler geldikten sonra, birbirlerine karşı olan 'azgınlık ve kıskançlıkları yüzünden anlaşmazlığa düşenler, o, (kitap) verilenlerden başkası değildir.Böylece Allah, iman edenleri, hakkında ayrılığa düştükleri gerçeğe Kendi izniyle eriştirdi.Allah, kimi dilerse onu doğruya yöneltir.
214-Yoksa sizden önce gelip-geçenlerin hali başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız Onlara öyle bir yoksulluk, öyle dayanılmaz bir zorluk çattı ve öylesine sarsıldılar ki, sonunda elçi, beraberindeki müminlerle;Allahın yardımı ne zaman? diyordu.Dikkat edin.Şüphesiz Allahın yardımı pek yakındır.
215- Sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki:Hayır olarak infak edeceğiniz şey, anne-babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışadır.Hayır olarak her ne yaparsanız, Allah onu şüphesiz bilir.
216- Savaş, hoşunuza gitmediği halde üzerinize yazıldı (farz kılındı).Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir.Allah bilir de siz bilmezsiniz.
217- Sana haram olan ayı, onda savaşmayı sorarlar.De ki: Onda savaşmak büyük (bir günahtır).Ancak Allah Katında, Allahın yolundan alıkoymak, onu inkar etmek, Mescid-i Harama engel olmak ve halkını oradan çıkarmak daha büyük (bir günahtır).Fitne, katilden beterdir.Eğer güç yetirirlerse, sizi dininizden geri çevirinceye kadar sizinle savaşmayı sürdürürler sizden kim dininden geri döner ve kafir olarak ölürse, artık onların bütün işledikleri (amelleri) dünyada da, ahirette de boşa çıkmıştır ve onlar ateşin halkıdır,onda süresiz kalacaklardır.
218- Şüphesiz iman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda cihad edenler işte onlar, Allahın rahmetini umabilirler.Allah bağışlayandır, esirgeyendir.
219- Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: Onlarda hem büyük günah, hem insanlar için (bazı) yararlar vardır.Ama günahları yararlarından daha büyüktür. Ve sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: İhtiyaçtan artakalanı.Böylece Allah, size ayetlerini açıklar; umulur ki düşünürsünüz;
220- Hem dünya (konusunda, hem ahiret (konusunda).Ve sana yetimleri sorarlar.De ki: Onları ıslah etmek (yararlı kılmak) hayırlıdır. Eğer onları aranıza katarsanız, artık onlar sizin kardeşlerinizdir.Allah bozgun (fesad) çıkaranı ıslah ediciden bilir (ayırt eder).Eğer Allah dileseydi size güçlük çıkarırdı.Şüphesiz Allah güçlü ve üstün olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
221- Müşrik kadınları, iman edinceye kadar nikahlamayın iman eden bir cariye, -hoşunuza gitse de- müşrik bir kadından daha hayırlıdır.Müşrik erkekleri de iman edinceye kadar nikahlamayın; iman eden bir köle,hoşunuza gitse de müşrik bir erkekten daha hayırlıdır.Onlar, ateşe çağırırlar, Allah ise Kendi izniyle cennete ve mağfirete çağırır.O, insanlara ayetlerini açıklar.Umulur ki öğüt alıp-düşünürler.
222- Sana kadınların aybaşı halini sorarlar.De ki: O, bir rahatsızlık (eza)dır. Aybaşı halinde kadınlardan ayrılın ve temizlenmelerine kadar onlara (cinsel anlamda) yaklaşmayın.Temizlendiklerinde, Allahın size emrettiği yerden onlara gidin.Şüphesiz Allah, tevbe edenleri sever, temizlenenleri de sever.
223- Kadınlarınız sizin tarlanızdır tarlanıza dilediğiniz gibi varın.Kendiniz için (geleceğe hazırlık olarak güzel davranışlar) takdim edin.Allahtan korkup-sakının ve bilin ki elbette Ona kavuşucusunuz.İman edenlere müjde ver.
224- Bir de yeminlerinizi bahane ederek iyilik yapmanız, sakınmanız ve insanların arasını düzeltmenize Allahı engel kılmayın.Allah işitendir, bilendir.
225- Allah sizi, yeminlerinizdeki rastgele söylemelerinizden, boş, amaçsız sözlerden dolayı sorumlu tutmaz fakat kalplerinizin kazandıklarından dolayı sorumlu tutar.Allah bağışlayandır, yumuşak davranandır.
226- Kadınlarından uzaklaşmaya yemin edenler için dört ay bekleme süresi vardır.Eğer bu süre içinde eşlerini dönerlerse, şüphesiz Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
227- Yok Eğer boşamada kararlı davranırsa boşanırlar.Şüphesiz Allah, işitendir, bilendir.
228- Boşanmış kadınlar kendi kendilerine üç ay hali ve temizlenme süresi beklerler.Eğer Allaha ve ahiret gününe inanıyorlarsa Allahın rahimlerinde yarattığını saklamaları onlara helal olmaz.Kocaları, bu süre içinde barışmak isterlerse, onları geri almada başkalarından daha çok hak sahibidirler.Onların lehine de, aleyhlerindeki maruf hakka denk bir hak vardır.Yalnız erkekler için onlar üzerinde bir derece var.Allah Azizdir.Hakimdir.
229- Boşanma iki defadır. Sonra) Ya iyilikle tutmak veya güzellikle bırakmak (gerekir). Onlara (kadınlara) verdiğiniz bir şeyi geri almanız size helal değildir; ancak ikisinin Allahın sınırlarını ayakta tutamayacaklarından korkmuş olmaları (durumu başka).Eğer ikisinin Allahın sınırlarını ayakta tutamayacaklarından korkarsanız, bu durumda (kadının) fidye vermesinde ikisi için de günah yoktur. İşte bunlar, Allahın sınırlarıdır onlara tecavüz etmeyin. Kim Allahın sınırlarına tecavüz ederse, onlar zalimlerin ta kendileridir.
230- Yine onu (kadını üçüncü defa) boşarsa, (kadın) onun dışında bir başka kocayla nikahlanmadıkça ona helal olmaz.Eğer (bu koca da) onu boşarsa, onlar (ilk koca ile karısı) Allahın sınırlarını ayakta tutacaklarını sanıyorlarsa, tekrar birbirlerine dönmelerinde ikisi için günah yoktur.İşte bunlar, Allahın sınırlarıdır; bilen bir topluluk için bunları (böyle) açıklar.
231- Kadınları boşadığınızda, bekleme sürelerini tamamlamışlarsa, onları ya güzellikle tutun ya da güzellikle bırakın.Fakat haklarını ihlal edip zarar vermek için onları (yanınızda) tutmayın. Kim böyle yaparsa artık o, kendi nefsine zulmetmiş olur.Allahın ayetlerini oyun (konusu) edinmeyin ve Allahın size verdiği nimeti ve size öğüt olarak indirdiği Kitabı ve hikmeti anın.Allahtan korkup-sakının ve bilin ki, Allah herşeyi bilendir.
232- Kadınları boşadığınızda, bekleme sürelerini de tamamlamışlarsa birbirleriyle maruf (bilinen meşru biçimde) anlaştıkları takdirde onlara, kendilerini kocalarına nikahlamalarına engel çıkarmayın.İşte, içinizde Allaha ve ahiret gününe iman edenlere bununla (böyle) öğüt verilir.Bu, sizin için daha hayırlı ve daha temizdir.Allah, bilir de siz bilmezsiniz.
233- Emzirmeyi tamamlamak isteyenler için anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler. Onların (annelerin) yiyeceği, giyeceği bilinen (örf)e uygun olarak, çocuk kendisinin olana (babaya) aittir. Kimseye güç yetireceğinin dışında (yük ve sorumluluk) teklif edilmez. Anne, çocuğu, çocuk kendisinin olan baba da çocuğu dolayısıyla zarara uğratılmasın; mirasçı üzerinde(ki sorumluluk ve görev) de bunun gibidir. Eğer (anne ve baba) aralarında rıza ile ve danışarak (çocuğu iki yıl tamamlanmadan) sütten ayırmayı isterlerse, ikisi için de bir güçlük yoktur. Ve eğer çocuklarınızı (bir süt anneye) emzirtmek isterseniz, vereceğinizi örfe uygun olarak ödedikten sonra size bir sorumluluk yoktur. Allah'tan korkup-sakının ve bilin ki, Allah yaptıklarınızı görendir.
234- İçinizden ölenlerin (geride) bıraktığı eşler, kendi kendilerine dört ay on (gün) beklerler.Bu bekleme süresi dolduğunda, artık onların kendi haklarında maruf (meşru) bir şekilde yaptıklarından dolayı size sorumluluk yoktur.Allah, işlediklerinizden haberi olandır.
235- (İddeti bekleyen) Kadınları nikahlamak istediğinizi (onlara) sezdirmenizde ya da böyle bir isteği gönlünüzde saklamanızda sizin için bir sakınca yoktur. Gerçekte Allah, sizin onları (kalbinizden geçirip) anacağınızı bilir. Sakın bilinen (meşru) sözler dışında onlarla gizlice vaadleşmeyin; bekleme süresi tamamlanıncaya kadar nikah bağını bağlamaya kesin karar vermeyin. Ve bilin ki, elbette Allah kalbinizden geçeni bilmektedir. Artık ondan kaçının. Ve bilin ki, şüphesiz Allah bağışlayandır, (kullara) yumuşak davranandır.
236- Kendilerine el sürmediğiniz, mehirlerini tespit etmediğiniz kadınları boşamanızda sizin için bir sakınca yoktur.Onları yararlandırın, zengin olan kendi gücü, darda olan da kendi gücü oranında, maruf (meşru ve örfe uygun) bir şekilde yararlandırsın.(Bu,) iyilik edenler üzerinde bir haktır.
237- Eğer onlara mehir tespit eder de, el sürmeden boşarsanız, bu durumda -kendileri veya nikah bağı elinde olanın bağışlaması hariç- tespit ettiğiniz (mehr)in yarısı onlarındır.Sizin (tümünü veya fazlasını) bağışlamanız takvaya daha yakındır. Aranızdaki üstünlüğü (derece farkını) unutmayın.Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızı görendir.
238- Namazları ve orta namazını (üstlerine düşerek, titizlik göstererek) koruyun ve Allaha gönülden boyun eğiciler olarak (namaza) durun.
239- Eğer korkarsanız, yaya veya binekte iken kılın.Güvenliğe girdiğinizde ise, yine Allahı, bilmediğiniz şeyleri size öğrettiği gibi zikredin.
240- İçinizde ölüp de (geride) eşler bırakanlar, (evlerinden) çıkarılmaksızın, bir yıla kadar yararlanmaları için eşlerine vasiyet (bıraksınlar). Ama onlar, (kendiliklerinden) çıkarlarsa, artık onların maruf (meşru) olarak kendileri için yaptıklarından dolayı size sorumluluk yoktur. Allah güçlü ve üstün olandır. Hüküm ve hikmet sahibidir.
241- (Kocası tarafından) Boşanan (kadın)ların maruf (meşru) bir tarzda yararlanma (ve geçim pay)ları vardır. Bu, sakınanlar üzerinde bir hak (borç) tır.
242- İşte Allah, size ayetlerini böyle açıklar; ki akıl erdiresiniz.
243- Binlerce kişinin ölüm korkusuyla yurtlarından çıktıklarını görmedin mi? Allah onlara: Ölün dedi, sonra da onları diriltti.Şüphesiz Allah, insanlara karşı fazl sahibidir.Ancak, insanların çoğunluğu şükretmez.
244- Allah yolunda savaşın ve bilin ki, şüphesiz Allah işitendir, bilendir.
245- Allaha karşılığını çok artırma ile kat kat artıracağı güzel bir borcu verecek olan kimdir? Allah, daraltır ve genişletir ve siz Ona döndürüleceksiniz.
246- Musadan sonra İsrailoğulları�nın önde gelenlerini görmedin mi? Hani, peygamberlerinden birine: Bize bir melik gönder de Allah yolunda savaşalım demişlerdi, O: Ya üzerinize savaş yazıldığı halde savaşmayacak olursanız? demişti. Bize ne oluyor ki Allah yolunda savaşmayalım? Ki biz yurdumuzdan çıkarıldık ve çocuklarımızdan (uzaklaştırıldık.) demişlerdi. Ama onlara savaş yazıldığı (öngörüldüğü) zaman, az bir kısmı hariç yüz çevirdiler.Allah zalimleri bilir.
247- Onlara peygamberleri dedi ki: Allah size Talutu (melik olarak) gönderdi. Onlar: Biz hükümdarlığa, ona göre daha çok hak sahibiyken ve ona bir mal (servet) bolluğu verilmemişken, nasıl bizi (yönetmek üzere) hükümdarlık (mülk) onun olabilir? dediler. O (şöyle demişti Doğrusu Allah size onu seçti ve onun bilgi ve bedenî gücünü arttırdı. Allah, kime dilerse mülkünü verir; Allah (rahmeti ve gücü) geniş olandır, bilendir.
248- Peygamberleri, onlara (şöyle) dedi: Onun hükümdarlığının belgesi, size Tabutun gelmesi (olacaktır ki) onda Rabbinizden 'bir güven duygusu ve huzur ile Musa ailesinden ve Harun ailesinden arta kalanlar var onu melekler taşır. Eğer inanmışlarsanız, bunda şüphesiz sizin için bir delil vardır.
249- Talut, orduyla birlikte ayrıldığında dedi ki: Doğrusu Allah sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim bundan içerse, artık o benden değildir ve kim de -eliyle bir avuç alanlar hariç- onu tadmazsa bendendir. Küçük bir kısmı hariç (hepsi sudan) içti. O, kendisiyle beraber iman edenlerle (ırmağı) geçince onlar (geride kalanlar): Bugün bizim Caluta ve ordusuna karşı (koyacak) gücümüz yok dediler. (O zaman) Muhakkak Allaha kavuşacaklarını umanlar (şöyle) dediler: Nice küçük topluluk, daha çok olan bir topluluğa Allahın izniyle galib gelmiştir; Allah sabredenlerle beraberdir.
250- Onlar, Calut ve ordusuna karşı meydana (savaşa) çıktıklarında, dediler ki: Rabbimiz, üzerimize sabır yağdır, adımlarımızı sabit kıl (kaydırma) ve kafirler topluluğuna karşı bize yardım et.
251- Böylece onları, Allahın izniyle yenilgiye uğrattılar.Davud Calutu öldürdü.Allah da ona mülk ve hikmet verdi ona dilediğinden öğretti.Eğer Allahın, insanların bir kısmı ile bir kısmını defi engellemesi olmasaydı, yeryüzü mutlaka fesada uğrardı.Ancak Allah, alemlere karşı büyük fazl ve ihsan sahibidir.
252- İşte bunlar, Allahın ayetleridir onları sana bir hak olarak okuyoruz.Sen de gönderilen elçilerdensin.
253- İşte bu elçiler bir kısmını bir kısmına üstün kıldık.Onlardan, Allahın kendileriyle konuştuğu ve derecelerle yükselttiği vardır.Meryem oğlu İsaya apaçık belgeler verdik ve Onu Ruhul-Kudüs'le destekledik.Şayet Allah dileseydi, kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra, onların peşinden gelen ümmetler, birbirlerini öldürmezdi.Ancak ihtilafa düştüler onlardan kimi inandı, kimi inkar etti.Allah dileseydi birbirlerini öldürmezlerdi.Ama Allah dilediğini yapandır.
254- Ey iman edenler, hiçbir alış-verişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin olmadığı gün gelmezden evvel, size rızık olarak verdiklerimizden infak edin. Kafirler... Onlar zulmedenlerdir.
255- Allah... Ondan başka İlah yoktur.Diridir, Kaimdir.Onu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Onundur.İzni olmaksızın Onun Katında şefaatte bulunacak kimdirO, önlerindekini ve arkalarındakini bilir. Onlar ise Dilediği kadarının dışında,Onun ilminden hiçbir şeyi kavrayıp-kuşatamazlar. Onun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır.Onların korunması Ona güç gelmez.O, pek Yücedir, pek büyüktür.
256- Dinde zorlama ve baskı yoktur.Şüphesiz, doğruluk rüşd sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu tanımayıp Allaha inanırsa, o, sapasağlam bir kulba yapışmıştır; bunun kopması yoktur. Allah, işitendir, bilendir.
257- Allah, iman edenlerin Velisi (dostu ve destekçisi)dir. Onları karanlıklardan nura çıkarır; inkar edenlerin velileri ise tağuttur. Onları nurdan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar, ateşin halkıdırlar, onda süresiz kalacaklardır.
258- Allah, kendisine mülk verdi, diye Rabbi konusunda İbrahimle tartışmaya gireni görmedin mi? Hani İbrahim: Benim Rabbim diriltir ve öldürür demişti; o da: Ben de öldürür ve diriltirim demişti. (O zaman) İbrahim: Şüphe yok, Allah Güneşi doğudan getirir, (hadi) sen de onu batıdan getir deyince, o inkarcı böylece afallayıp kalmıştı. Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.
259- Ya da altı üstüne gelmiş, ıssız duran bir şehre uğrayan gibisini (görmedin mi?) Demişti ki: Allah, burasını ölümünden sonra nasıl diriltecekmiş? Bunun üzerine Allah, onu yüz yıl ölü bıraktı, sonra onu diriltti. (Ve ona) Dedi ki: Ne kadar kaldın? O: Bir gün veya bir günden az kaldım dedi. (Allah ona Hayır, yüz yıl kaldın, böyleyken yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamış; eşeğine de bir bak; (bunu yapmamız) seni insanlara ibret-belgesi kılmamız içindir. Kemiklere de bir bak nasıl biraraya getiriyoruz, sonra da onlara et giydiriyoruz? dedi. O, kendisine (bunlar) apaçık belli olduktan sonra dedi ki: (Artık şimdi) Biliyorum ki gerçekten Allah, herşeye güç yetirendir.
260- Hani İbrahim: Rabbim, bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster demişti. (Allah ona İnanmıyor musun? deyince, Hayır (inandım), ancak kalbimin tatmin olması için" dedi. Öyleyse, dört kuş tut. Onları kendine alıştır, sonra onları (parçalayıp) her bir parçasını bir dağın üzerine bırak, sonra da onları çağır. Sana koşarak gelirler. Bil ki, şüphesiz Allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir
261- Mallarını Allah yolunda infak edenlerin örneği yedi başak bitiren, her bir başakta yüz tane bulunan bir tek tanenin örneği gibidir. Allah, dilediğine kat kat arttırır. Allah (ihsanı) bol olandır, bilendir.
262- Mallarını Allah yolunda infak edenler, sonra infak ettikleri şeyin peşinden başa kakmayan ve eziyet vermeyenlerin ecirleri Rableri Katındadır, onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.
263- Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden eziyet gelen bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır, yumuşak davranandır.
264- Ey iman edenler, Allaha ve ahiret gününe inanmayıp, insanlara karşı gösteriş olsun diye malını infak eden gibi minnet ve eziyet ederek sadakalarınızı geçersiz kılmayın. Böylesinin durumu, üzerinde toprak bulunan bir kayanın durumuna benzer; üzerine sağnak bir yağmur düştü mü, onu çırılçıplak bırakıverir. Onlar kazandıklarından hiçbir şeye güç yetiremez(elde edemez)ler. Allah, kafirler topluluğuna hidayet vermez.
265- Yalnızca Allahın rızasını istemek ve kendilerinde olanı kökleştirip-güçlendirmek için mallarını infak edenlerin örneği, yüksekçe bir tepede bulunan, sağnak yağmur aldığında ürünlerini iki kat veren bir bahçenin örneğine benzer ki, ona sağnak yağmur isabet etmese de bir çisintisi (vardır). Allah, yaptıklarınızı görendir.
266- Hangi biriniz ister ki, altından ırmaklar akan hurmalardan, üzümlerden bir bahçesi olsun, içinde kendisinin olan bütün ürünler de bulunsun; fakat kendisine ihtiyarlık gelip çatsın, (üstelik) zayıf ve küçük çocukları olsun (böyle bir durumda iken) ona (bahçesine) ateşli bir kasırga isabet etsin de yanıversin. İşte Allah size ayetleri böyle açıklar, ki düşünesiniz.
267- Ey iman edenler, kazandıklarınızın iyi olanından ve sizin için yerden bitirdiklerimizden infak edin. Kendinizin göz yummadan alamayacağınız bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın ve bilin ki, şüphesiz Allah, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır, övülmeye layık olandır.
268- Şeytan, sizi fakirlikle korkutuyor ve size çirkin -hayasızlığı emrediyor. Allah ise, size Kendisinden bağışlama ve bol ihsan (fazl) vadediyor. Allah (rahmetiyle) geniş olandır, bilendir.
269- Kime dilerse hikmeti ona verir; şüphesiz kendisine hikmet verilene büyük bir hayır da verilmiştir. Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez.
270- Her neyi nafaka olarak infak eder ve adak olarak neyi adarsanız, muhakkak Allah onu bilir. Zulmedenlerin yardımcıları yoktur.
271- Sadakaları açıkta verirseniz ne iyi; fakat gizleyip fakirlere verirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır. O, günahlarınızdan bir kısmını bağışlar. Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.
272- Onların hidayete ermesi, senin üzerinde (bir yükümlülük) değildir. Ancak Allah, dilediğini hidayete erdirir. Hayır olarak her ne infak ederseniz, kendiniz içindir. Zaten siz, ancak Allahın hoşnutluğunu istemekten başka (bir amaçla) infak etmezsiniz. Hayırdan her ne infak ederseniz -haksızlığa (zulme) uğratılmaksızın- size eksiksizce ödenecektir.
273- (Sadakalar) Kendilerini Allah yolunda adayan fakirler içindir ki, onlar, yeryüzünde dolaşmaya güç yetiremezler. İffetlerinden dolayı bilmeyen onları zengin sanır. (Ama) Sen onları yüzlerinden tanırsın. Yüzsüzlük ederek insanlardan istemezler. Hayırdan her ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir.
274- Onlar ki, mallarını gece, gündüz; gizli ve açık infak ederler. Artık bunların ecirleri Rableri Katındadır, onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.
275- Faiz (riba) yiyenler, ancak şeytan çarpmış olanın kalkışı gibi, çarpılmış olmaktan başka (bir tarzda) kalkmazlar. Bu, onların: Alım-satım da ancak faiz gibidir demelerinden dolayıdır. Oysa Allah, alış-verişi helal, faizi haram kılmıştır. Kime Rabbinden bir öğüt gelir de (faize) bir son verirse, artık geçmişi kendisine, işi de Allaha aittir. Kim (faize) geri dönerse, artık onlar ateşin halkıdır, orada sürekli kalacaklardır.
276- Allah, faizi yok eder de, sadakaları artırır. Allah, günahkar kafirlerin hiçbirini sevmez.
277- İman edip güzel amellerde bulunanlar, namazı dosdoğru kılanlar ve zekatı verenler; şüphesiz onların ecirleri Rablerinin Katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.
278- Ey iman edenler, Allahtan sakının ve eğer inanmışsanız, faizden artakalanı bırakın.
279- Şayet böyle yapmazsanız, Allaha ve Resulüne karşı savaş açtığınızı bilin. Eğer tevbe ederseniz, artık sermayeleriniz sizindir. (Böylece) Ne zulmetmiş olursunuz, ne zulme uğratılmış olursunuz.
280- Eğer (borçlu) zorluk içindeyse, ona elverişli bir zamana kadar süre (verin). (Borcu) Sadaka olarak bağışlamanız ise, sizin için daha hayırlıdır; eğer bilirseniz.
281- Allaha döneceğiniz günden sakının. Sonra herkese kazandığı eksiksizce ödenecek ve onlara haksızlık yapılmayacaktır.
282- Ey iman edenler, belirli bir süre için borçlandığınız zaman onu yazınız. Aranızdan bir katip doğru olarak yazsın, katip Allahın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan kaçınmasın, yazsın. Üzerinde hak olan (borçlu) da yazdırsın ve Rabbi olan Allahtan sakınsın, ondan hiçbir şeyi eksiltmesin. Eğer üzerinde hak olan (borçlu), düşük akıllı ya da zaf sahibi veya kendisi yazmaya güç yetiremeyecekse, velisi dosdoğru yazdırsın. Erkeklerinizden de iki şahid tutun; eğer iki erkek yoksa, şahidlerden rıza göstereceğiniz bir erkek ve biri şaşırdığında öbürü ona hatırlatacak iki kadın (da olur). Şahidler çağırıldıkları zaman kaçınmasınlar. Onu (borcu) az olsun, çok olsun, süresiyle birlikte yazmaya üşenmeyin. Bu, Allah Katında en adil, şahitlik için en sağlam, şüphelenmemeniz için de en yakın olandır. Ancak aranızda devredip durduğunuz ve peşin olarak yaptığınız ticaret başka, bunu yazmamanızda sizin için bir sakınca yoktur. Alış-veriş ettiğinizde de şahid tutun. Yazana da, şahide de zarar verilmesin. (Aksini) Yaparsanız, o, kendiniz için fısk (zulüm ve günah)tır. Allahtan sakının. Allah size öğretiyor. Allah herşeyi bilendir.
283- Eğer yolculukta iseniz ve katip bulamazsanız, bu durumda alınan rehin (yeter). Şu durumda eğer birbirinize güveniyorsanız, kendisine güven duyulan, Rabbi olan Allahtan sakınsın da emanetini ödesin. Şahidliği gizlemeyin. Kim onu gizlerse, artık şüphesiz, onun kalbi günahkardır. Allah, yaptıklarınızı bilendir.
284- Göklerde ve yerde ne varsa Allahındır. İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de, Allah sizi onunla sorguya çeker. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğini azaplandırır. Allah, herşeye güç yetirendir.
285- Elçi, kendisine Rabbinden indirilene iman etti, müminler de. Tümü, Allaha, meleklerine, kitaplarına ve elçilerine inandı. Onun elçileri arasında hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz. İşittik ve itaat ettik. Rabbimiz bağışlamanı (dileriz). Varış ancak Sanadır dediler.
286- Allah, hiç kimseye güç yetireceğinden başkasını yüklemez. (Kişinin nefsinin) Kazandığı lehine, kazandırdıkları aleyhinedir. Rabbimiz, unuttuklarımızdan veya yanıldıklarımızdan dolayı bizi sorumlu tutma. Rabbimiz, bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Rabbimiz, kendisine güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize taşıtma. Bizi affet. Bizi bağışla. Bizi esirge, Sen bizim Mevlamızsın. Kafirler topluluğuna karşı bize yardım et.
1 - Elif, Lâm Mîm,
2 - Allah, kendisinden başka tanrı olmayan, hayy ve kayyûmdur
3 - 4 - O, sana kendisinden öncekileri tasdik edip doğrulayan bu kitabı hak ile indirdi.Daha önce insanlara hidayet olarak Tevratı ve İncili de yine O indirmişti..Evet bu Furkanı da O indirdi.Gerçek şu ki, Allahın âyetlerini inkâr edenler için çetin bir azap vardır.Allah çok güçlüdür, intikamını alır.
5 - Şu da kesindir ki, ne yerde, ne de gökte hiçbir şey Allaha gizli kalmaz.
6 - Sizi, rahimlerde dilediği gibi şekillendiren Odur.Kendisinden başka tanrı olmayan, şan, şeref ve hikmet sahibi olan Odur.
7 - Sana bu kitabı indiren Odur.Bunun âyetlerinden bir kısmı muhkemdir ki, bu âyetler, kitabın anası aslı demektir.Diğer bir kısmı da müteşabih âyetlerdir. Kalblerinde kaypaklık olanlar, sırf fitne çıkarmak için, bir de kendi keyflerine göre tevil yapmak için onun müteşabih olanlarının peşine düşerler.Halbuki onun tevilini Allahdan başka kimse bilmez.İlimde uzman olanlar,Biz buna inandık, hepsi Rabbimiz katındandır derler.Üstün akıllılardan başkası da derin düşünmez.
8 - Ey Rabbimiz! Bize ihsan ettiğin hidayetten sonra kalblerimizi haktan saptırma, bize kendi katından rahmet ihsan eyle! Şüphesiz ki, Sen bol ihsan sahibisin.
9 - Ey Rabbimiz! Bize ihsan ettiğin hidayetten sonra kalblerimizi haktan saptırma, bize kendi katından rahmet ihsan eyle! Şüphesiz ki, Sen bol ihsan sahibisin.
10 - Ey Rabbimiz! Muhakkak ki, Sen, geleceğinde hiç şüphe olmayan bir günde bütün insanları bir araya toplayacaksın. Muhakkak ki Allah, hiç sözünden caymaz.
11 - Gerçek şu ki, kâfirlere, Allahtan gelecek bir zararı, ne malları, ne de evlatları engelleyemez. İşte onlar, o ateşin yakıtı olacaklar.
12 - Gidişatları, Firavun soyunun ve daha öncekilerin gidişatı gibidir. Onlar, âyetlerimizi yalan saymışlardı. Bunun üzerine Allah da onları işledikleri günahlar yüzünden yakalayıp alaşağı etti. Allah, cezası çetin olandır.
13 - O inkârcı kâfirlere de ki, siz mutlaka yenilgiye uğrayacak ve toplanıp cehenneme doldurulacaksınız. Orası ne fena bir döşektir.
14 - Hiç şüphesiz karşı karşıya gelen iki toplulukta size bir âyet, bir işaret ve ibret vardır. Onlardan biri Allah yolunda savaşıyordu, öbürü de kâfirdi ve karşılarındakini göz kararıyla kendilerinin iki katı görüyorlardı. Allah da gönderdiği yardımla dilediğini destekliyordu. Gören gözleri olanlar için elbette bunda apaçık bir ibret vardır.
15 - İnsanlara kadınlar, oğullar, yüklerle altın ve gümüş yığınları, salma atlar, davarlar, ekinler kabilinden aşırı sevgiyle bağlanılan şeyler çok süslü gösterilmiştir. Halbuki bunlar dünya hayatının geçici faydalarını sağlayan şeylerdir. Oysa varılacak yerin ebedî hayatın bütün güzellikleri Allah katındadır.
16 - De ki, size, o istediklerinizden daha hayırlısını haber vereyim mi? Korunan kullar için Rablerinin yanında cennetler var ki, altlarından ırmaklar akar, içlerinde ebedî kalmak üzere onlara, hem tertemiz eşler var, hem de Allahdan bir rıza vardır. Allah, o kulları görür.
17 - Onlar ki, Ey Rabbimiz! Biz inandık, iman getirdik, artık bizim suçlarımızı bağışla ve bizi ateş azabından koru! derler.
18 - O sabredenleri, o doğruluktan şaşmayanları, o elpençe divan duranları, o nafaka verenleri ve seher vakitlerinde o istiğfar edip yalvaranları (görür).
19 - Allah şehadet eyledi şu gerçeğe ki, başka tanrı yok, ancak O vardır. Bütün melekler ve ilim uluları da dosdoğru olarak buna şahittir ki, başka tanrı yok, ancak O aziz, O hakîm vardır.
20 - Doğrusu Allah katında din, İslâmdır; o kitap verilenlerin anlaşmazlıkları ise sırf kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki taşkınlık ve ihtirastan dolayıdır. Her kim Allah'ın âyetlerini inkâr ederse iyi bilsin ki, Allah hesabı çabuk görendir.
21 - Buna karşı seninle münakayaşa kalkışırlarsa de ki: Ben, bana uyanlarla birlikte kendi özümü Allaha teslim etmişimdir. Kendilerine kitap verilenlere ve (kitap verilmeyen) ümmîlere de ki: Siz de İslâmı kabul ettiniz mi? Eğer İslâma girerlerse hidayete ermiş olurlar. Eğer yüz çevirirlerse, sana düşen şey ancak tebliğ etmektir. Allah kulları görendir. Allah'ın âyetlerini inkâr edenler ve haksız yere peygamberleri öldürenler, insanlar içinde adaleti emredenlerin canına kıyanlar yok mu? Bunları acıklı bir azapla müjdele!
22 - İşte bunlar öyle kimselerdir ki, dünyada da ahirette de bütün yaptıkları boşa gitmiştir. Onların hiçbir yardımcıları da olmayacaktır.
23 - Görmüyor musun, o kendilerine kitaptan bir nasip verilmiş olanlar, aralarında hüküm vermek için Allahın kitabına davet olunuyorlar da, sonra içlerinden bir kısmı yüz çevirerek dönüp gidiyorlar.
24 - Bunun sebebi, onların belli günlerden başka bize asla ateş azabı dokunmaz demeleridir. Uydurageldikleri yalanlar dinlerinde kendilerini aldatmaktadır.
25 - O geleceğinde hiç şüphe olmayan günde kendilerini bir araya topladığımız ve hiç kimseye haksızlık edilmeden herkese ne kazandıysa tamamen ödendiği vakit halleri nasıl olacaktır?
26 - De ki: Ey mülkün sahibi Allahım! Sen mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden de onu çeker alırsın, dilediğini aziz edersin, dilediğini zelil edersin. Hayır Senin elindedir. Muhakkak ki, Sen her şeye kâdirsin.
27 - Geceyi gündüzün içine sokarsın, gündüzü gecenin içine sokarsın; ölüden diri çıkarırsın, diriden ölü çıkarırsın. Dilediğine de hesapsız rızık verirsin.
28 - Müminler, müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesin ve onu her kim yaparsa Allahdan ilişiği kesilmiş olur, ancak onlardan bir korunma yapmanız başkadır. Bununla beraber Allah sizi kendisinden korunmanız hususunda uyarır. Nihâyet gidiş Allahadır.
29 - De ki, göğüslerinizdekini gizleseniz de, açığa vursanız da Allah onu bilir. Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsini bilir. Hiç şüphesiz Allah, her şeye kadirdir.
30 - O gün her nefis, ne hayır işlemişse, ne kötülük yapmışsa onları önünde hazır bulur. Yaptığı kötülüklerle kendi arasında uzak bir mesafe bulunsun ister. Allah, size asıl kendisinden çekinmenizi emreder. Şüphesiz ki Allah, kullarını çok esirger.
31 - De ki, siz gerçekten Allahı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve suçlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok esirgeyici ve bağışlayıcıdır.
32 - De ki, Allaha ve Peygambere itaat edin! Eğer aksine giderlerse, şüphe yok ki Allah kâfirleri sevmez.
33 - Gerçekten Allah, Ademi, Nuhu, İbrahim soyunu ve İmran soyunu âlemler üzerine seçkin kıldı.
34 - Bir zürriyet olarak birbirinden gelmişlerdir. Allah her şeyi işitendir, bilendir.
35 - İmranın karısı: Rabbim, karnımdakini tam hür olarak sana adadım, benden kabul buyur, şüphesiz sen işitensin, bilensin demişti.
36 - Onu doğurunca -Allah onun ne doğurduğunu bilip dururken- şöyle dedi: Rabbim, onu kız doğurduM erkek, kız gibi değildir. Ona Meryem adını verdim. Onu ve soyunu koğulmuş şeytanın şerrinden sana ısmarlıyorum.
37 - Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir şekilde kabul buyurdu ve onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi ve Zekeriyyanın himayesine verdi. Zekeriyya ne zaman kızın bulunduğu mihraba girse, onun yanında yeni bir yiyecek bulurdu. Meryem! Bu sana nereden geldi? deyince, o da: Bu, Allah katındandır. derdi. Şüphesiz Allah, dilediğine hesapsız rızık verir.
38 - Orada Zekeriyya, Rabbine dua etti: Rabbim! Bana katından hayırlı bir nesil ver. Şüphesiz sen, duayı hakkıyle işitensin dedi.
39 - Zekeriyya mabedde namaz kılarken melekler ona: Allah sana, Allahdan bir kelimeyi doğrulayıcı, efendi, nefsine hakim ve iyilerden bir peygamber olarak Yahyayı müjdeler diye ünlediler.
40 - Zekeriyya: Ey Rabbim, benim nasıl oğlum olabilir? Bana ihtiyarlık gelip çattı, karım ise kısırdır dedi. Allah: Öyledir, fakat Allah dilediğini yapar. buyurdu.
41 - Zekeriyya: Rabbim! (oğlum olacağına dair) bana bir alâmet ver dedi. Allah da buyurdu ki: Senin için alâmet, insanlara üç gün, işaretten başka söz söyleyememendir. Ayrıca Rabbini çok an, sabah akşam tesbih et.
42 - Hani melekler: Ey Meryem! Allah seni seçti, seni tertemiz yarattı ve seni dünya kadınlarına üstün kıldı.
43 - Ey Meryem! Rabbine divan dur ve secdeye kapan ve rüku' edenlerle beraber rüku et demişlerdi.
44 - İşte bu, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. (Yoksa) Meryemi kim himayesine alıp koruyacak? diye kalemlerini (kura için) atarlarken sen yanlarında değildin. (Bu hususta) Tartışırlarken de yanlarında bulunmadın.
45 - Melekler şöyle demişti: Ey Meryem! Allah sana kendisinden bir kelimeyi müjdeliyor ki, adı Meryem oğlu İsa Mesihdir dünyada da ahirette de itibarlı, aynı zamanda Allaha çok yakınlardandır.
46 - Beşikte de, yetişkin çağında da insanlarla konuşacak ve iyilerden olacaktır.
47 - (Meryem): Ey Rabbim, bana bir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur? dedi. Allah: Öyle ama, Allah dilediğini yaratır, bir şeyin olmasını dilediğinde ona sadece ol der, o da hemen oluverir dedi.
48 - Allah ona kitab (okuma ve yazmay)ı, hikmeti ve Tevrat ile İncili öğretir.
49 - Allah onu İsrailoğullarına (şöyle diyecek) bir peygamber olarak gönderir: Şüphesiz ki ben size Rabbinizden bir âyet (mucize, belge) getirdim: Size, kuş biçiminde çamurdan birşey yaparım da içine üflerim, Allahın izniyle o, kuş olur; anadan doğma körü ve alacalıyı iyileştiririm ve Allahın izniyle ölüleri diriltirim. Evlerinizde ne yiyor ve neleri biriktiriyorsanız size haber veririm.
50 - Önümdeki Tevratı doğrulayıcı olarak ve size haram kılınan bazı şeyleri helal kılmak için (geldim) ve Rabbiniz tarafından size bir mucize getirdim. Artık Allahtan korkun da bana uyun.
51 -Şüphesiz Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Onun için hep O'na kulluk edin! İşte bu, doğru yoldur.
52 - İsa onların inkârlarını hissedince: Allah yolunda yardımcılarım kim? dedi. Havariler: Allah yolunda yardımcılar biziz. Allaha iman ettik. Şahit ol ki, biz muhakkak müslümanlarız dediler.
53 - Ey Rabbimiz, senin indirdiğine iman ettik, o peygambere de uyduk. Artık bizi şahidlerle beraber yaz.
54 - Onlar hileye başvurdular, Allah da onların tuzağını boşa çıkardı. Allah hileleri boşa çıkaranların en hayırlısıdır.
55 - O zaman Allah şöyle dedi: Ey İsa, şüphesiz ki seni öldüreceğim, seni kendime yükselteceğim ve seni inkârcılardan temizleyeceğim. Hem sana uyanları, kıyamete kadar o küfredenlerin üstünde tutacağım. Sonra dönüşünüz banadır, ayrılığa düştüğünüz hususlarda aranızda hükmedeceğim.
56 - İnkâr edenlere gelince, onlara dünyada da, ahirette de şiddetli bir şekilde azab edeceğim, onların hiçbir yardımcıları da olmayacaktır.
57 - İman edip iyi işler yapanlara gelince, Allah onların mükafatlarını tastamam verecektir. Allah zalimleri sevmez.
58 - İşte bu sana okuduğumuz, âyetlerden ve hikmetli Kurândandır.
59 - Doğrusu Allah katında İsanın yaratılışındaki durumu, Âdemin durumu gibidir; onu topraktan yarattı, sonra ona ol dedi, o da oluverdi.
60 - Bu hak (gerçek) senin rabbindendir, o halde şüphecilerden olma.
61 - Sana (gerekli) bilgi geldikten sonra artık kim bu konuda seninle tartışacak olursa, de ki: Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım, sonra da lanetleşelim; Allahın lanetinin yalancılara olmasını dileyelim.
62 - İşte (İsa hakkında söylenen) gerçek kıssa budur. Allahtan başka hiçbir tanrı yoktur. Muhakkak ki Allah çok güçlüdür ve hikmet sahibidir.
63 - Eğer (haktan) yüz çevirirlerse, şüphesiz ki Allah bozguncuları çok iyi bilendir.
64 - De ki: Ey kitap ehli! Sizinle bizim aramızda ortak olan bir söze geliniz. Allahtan başkasına kulluk etmeyelim, Ona hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allahı bırakıp da kimimiz kimimizi ilâhlaştırmasın. Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, deyin ki: Şahit olun biz müslümanlarız.
65 - Ey Kitap ehli! İbrahim hakkında niçin tartışıyorsunuz? Oysa Tevrat da, İncil de ondan sonra indirilmiştir. Siz hiç düşünmüyor musunuz?
66 - İşte siz böylesiniz. Haydi biraz bilginiz olan şey hakkında tartıştınız, ya hiç bilginiz olmayan şey hakkında niçin tartışıyorsunuz? Allah bilir, siz bilmezsiniz.
67 - İbrahim, ne yahudi, ne de hıristiyandı; fakat o, Allahı bir tanıyan dosdoğru bir müslümandı, müşriklerden de değildi.
68 - Doğrusu onların İbrahime en yakın olanı, ona uyanlar, şu Peygamber ve iman edenlerdir. Allah da müminlerin dostudur.
69 - Kitap ehlinden bir grup sizi saptırmak istediler, halbuki sırf kendilerini saptırıyorlar da farkına varmıyorlar.
70 - Ey kitap ehli! (gerçeği) gördüğünüz halde, niçin Allahın âyetlerini inkâr ediyorsunuz?
71 - Ey kitap ehli! Niçin hakkı batıla karıştırıyor ve bile bile gerçeği gizliyorsunuz?
72 - Kitap ehlinden bir grup: Müminlere indirilene günün başlangıcında inanın, sonunda da inkâr edin, belki onlar da dönerler dedi.
73 - Ve kendi dininize uyanlardan başkasına inanmayın (dediler). De ki: Şüphesiz doğru yol, Allahın yoludur. (Onlar kendi aralarında): Size verilenin benzerinin hiçbir kimseye verilmiş olduğuna, yahut Rabbinizin huzurunda sizin aleyhinize deliller getireceklerine de inanmayın dediler.De ki: Lütuf Allahın elindedir, onu dilediğine verir. Allah, rahmeti bol olan, her şeyi hakkıyla bilendir.
74 - Rahmetini dilediğine tahsis eder. Allah, büyük lütuf ve kerem sahibidir.
75 - Kitap ehlinden öylesi vardır ki, ona yüklerle mal emanet etsen, onu sana eksiksiz iade eder. Fakat öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet etsen, tepesine dikilip durmadıkça onu sana iade etmez. Bu da onların, Ümmîlere karşı yaptıklarımızdan bize vebal yoktur demelerinden dolayıdır. Ve onlar, bile bile Allaha karşı yalan söylerler.
76 - Hayır, kim sözünü yerine getirir ve kötülüklerden korunursa, şüphesiz Allah da korunanları sever.
77 - Allaha verdikleri sözü ve yeminlerini az bir paraya satanlar var ya, işte onların ahirette bir payı yoktur; Allah kıyamet günü onlarla hiç konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temizlemeyecektir. Onlar için acı bir azab vardır.
78 - Kitap ehlinden öyle bir güruh da vardır ki, siz onu kitaptan s*******z diye, dillerini kitaba doğru eğip bükerler. Halbuki o, kitaptan değildir. Bu, Allah katındandır derler; oysa o, Allah katından değildir. Allaha karşı, kendileri bilip dururken, yalan söylerler.
79 - İnsanlardan hiçbir kimseye, Allah kendisine kitap, hüküm ve peygamberlik verdikten sonra, kalkıp insanlara: Allahı bırakıp bana kul olun demesi yakışmaz. Fakat onun: Öğrettiğiniz ve okuduğunuz kitap gereğince Rabbe halis kullar olun demesi uygundur.
80 - Ve O size: Melekleri ve peygamberleri tanrılar edinin diye de emretmez. Siz müslüman olduktan sonra, size hiç inkârı emreder mi?
81 - Allah peygamberlerden şöyle söz almıştı: Andolsun ki size kitab ve hikmet verdim, sonra yanınızda bulunan kitapları doğrulayıcı bir peygamber geldiğinde ona muhakkak inanacak ve ona yardım edeceksiniz! Bunu kabul ettiniz mi? Ve bu hususta ağır ahdimi üzerinize aldınız mı? demişti. Onlar: Kabul ettik dediler. (Allah da) dedi ki: Öyleyse şahit olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanım.
82 - Artık bundan sonra her kim dönerse, işte onlar yoldan çıkmışların ta kendileridir.
83 - Onlar, Allahın dininden başkasını mı arıyorlar? Halbuki göklerde ve yerde ne varsa hepsi, ister istemez Ona boyun eğmiştir ve Ona döndürülüp götürüleceklerdir.
84 - De ki: Allaha, bize indirilen Kurâne, İbrahime, İsmaile, İshaka, Yakuba ve torunlarına indirilene, Musaya, İsaya ve peygamberlere Rablerinden verilenlere inandık. Onların arasında hiçbir fark gözetmeyiz, biz Ona teslim olmuşlarız.
85 - Kim İslâmdan başka bir din ararsa ondan asla kabul edilmeyecek ve o ahirette de zarar edenlerden olacaktır.
86 - İnandıktan, Peygamberin hak olduğuna şehadet ettikten ve kendilerine açık deliller geldikten sonra, inkâra sapan bir milleti Allah nasıl doğru yola eriştirir? Allah zalimler güruhunu doğru yola iletmez.
87 - İşte onların cezaları, Allahın, meleklerin, insanların hepsinin laneti onların üzerlerindedir.
88 - Onlar bu lanetin içinde ebedî kalacaklardır. Kendilerinden ne bu azab hafifletilir, ne de yüzlerine bakılır.
89 - Ancak bundan sonra tevbe edip kendini düzeltenler başka. Şüphesiz ki Allah, çok bağışlayan ve çok esirgeyendir.
90 - Şüphesiz imanlarının arkasından küfreden, sonra da küfrünü artırmış olanların tevbeleri asla kabul olunmaz. İşte onlar sapıkların ta kendileridir.
91 - Muhakkak ki inkâr edenler ve kâfir oldukları halde de ölenler, yeryüzü dolusu altın fidye verseler bile hiç birisinden asla kabul edilmeyecektir. İşte dayanılmaz azab onlar içindir. Onların hiçbir yardımcıları da yoktur.
92 - Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça, gerçek iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah onu hakkıyla bilir.
93 - Tevrat indirilmeden önce, İsrail (Yakub)in kendisine haram kıldığı dışında, yiyeceklerin hepsi İsrailoğullarına helal idi. De ki: Eğer doğrulardan iseniz, haydi Tevratı getirip okuyun.
94 - Kim bundan sonra Allaha karşı yalan uydurursa, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.
95 - De ki: Allah doğru söylemiştir. Öyle ise dosdoğru, Allahı birleyici olarak İbrahim'in dinine uyun. O, müşriklerden değildi.
96 - Şüphesiz insanlar için kurulan ilk mabed, Mekkedeki çok mübarek ve bütün âlemlere hidayet kaynağı olan Beyt Kabedir.
97 - Onda apaçık deliller, İbrahimin makamı vardır. Oraya giren güvene erer. Ona bir yol bulabilenlerin Beyti haccetmesi Allahın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse, şüphesiz Allah bütün âlemlerden müstağni kimseye muhtaç değil, her şey ona muhtaçdir.
98 - De ki: Ey kitap ehli! Allah yaptıklarınızı görüp dururken niçin Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorsunuz?
99 - De ki: Ey kitap ehli! Gerçeği görüp bildiğiniz hâlde niçin Allahın yolunu eğri göstermeye yeltenerek müminleri Allahın yolundan çevirmeye kalkışıyorsunuz? Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.
100 - Ey iman edenler! Kendilerine kitap verilenlerden herhangi bir gruba uyarsanız, imanınızdan sonra sizi döndürüp kâfir yaparlar.
101. Size Allahın âyetleri okunurken, üstelik Allah Resûlü de aranızda iken nasıl inkâra saparsınız? Her kim Allaha bağlanırsa kesinlikle doğru yola iletilmiştir.
102. Ey iman edenler! Allahtan, Ona yaraşır şekilde korkun ve ancak müslümanlar olarak can verin.
103. Hep birlikte Allahın ipine [İslâma] sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allahın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman kişileridiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve Onun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız.
104. Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.
105. Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte bunlar için büyük bir azap vardır.
106. Nice yüzlerin ağardığı, nice yüzlerin de karardığı günü [düşünün.] İmdi, yüzleri kararanlara: İnanmanızdan sonra kâfir mi oldunuz? Öyle ise inkâr etmiş olmanız yüzünden tadın azabı! [denilir].
107. Yüzleri ağaranlara gelince, onlar Allahın rahmeti içindedirler; orada ebedî kalacaklardır.
108. İşte bunlar, Allahın, sana hak olarak okuduğumuz âyetleridir. Allah hiçbir kimseye haksızlık etmek istemez.
109. Göklerde ve yerde ne varsa Allahındır. İşler, dönüp dolaşıp Allaha varır.
110. Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder; kötülükten meneder ve Allaha inanırsınız: Ehl-i kitap da inansaydı, elbet bu, kendileri için çok iyi olurdu. [Gerçi] içlerinde iman edenler var; [fakat] çoğu yoldan çıkmışlardır.
111. Onlar [ehl-i kitap] size, incitmekten başka bir zarar veremezler. Sizinle savaşa girecek olsalar, size arkalarını dönüp kaçarlar. Sonra kendilerine yardım da edilmez.
112. Onlar [yahudiler] nerede bulunurlarsa bulunsunlar, Allahın ahdine ve insanların [müminlerin] himayesine sığınmadıkça kendilerine zillet [damgası] vurulmuştur; Allahın hışmına uğramışlar ve miskinliğe mahkum edilmişlerdir. Çünkü onlar, Allahın âyetlerini inkâr ediyorlar ve haksız yere peygamberleri öldürüyorlardı. Bu da, onların isyan etmiş ve haddi aşmış bulunmalarındandır.
113. Hepsi bir değildir; ehl-i kitap içinde istikamet sahibi bir topluluk vardır ki, gece saatlerinde secdeye kapanarak Allahın âyetlerini okurlar.
114. Onlar, Allaha ve ahiret gününe inanırlar; iyiliği emreder, kötülükten menederler; hayırlı işlere koşuşurlar. İşte bunlar iyi insanlardandır.
115. Onların yaptıkları hiçbir hayır karşılıksız bırakılmayacaktır. Allah, takvâ sahiplerini çok iyi bilir.
116. İnkâr edenler var ya, onların malları da evlâtları da Allaha karşı kendilerine hiçbir fayda sağlamayacaktır. İşte onlar, cehennemliklerdir; onlar orada ebedî kalacaklardır.
117. Onların, bu dünya hayatında yapmakta oldukları harcamaların durumu, kendilerine zulmetmiş olan bir kavmin ekinlerini vurup da mahveden kavurucu bir rüzgârın durumu gibidir. Onlara Allah zulmetmedi; fakat onlar kendilerine zulmediyorlar.
118. Ey iman edenler! Kendi dışınızdakileri sırdaş edinmeyin. Çünkü onlar size fenalık etmekten asla geri durmazlar, hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Gerçekten, kin ve düşmanlıkları ağızlarından [dökülen sözlerinden] belli olmaktadır. Kalplerinde sakladıkları [düşmanlıkları] ise daha büyüktür. Eğer düşünüp anlıyorsanız, âyetlerimizi size açıklamış bulunuyoruz.
119. İşte siz öyle kimselersiniz ki, onlar sizi sevmedikleri halde siz onları seversiniz. Siz, bütün kitaplara inanırsınız; onlar ise, sizinle karşılaştıklarında İnandık derler; kendi başlarına kaldıklarında da, size olan kinlerinden dolayı parmaklarının uçlarını ısırırlar. De ki: Kininizden [kahrolup] ölün! Şüphesiz Allah kalplerin içindekini hakkıyla bilmektedir.
120. Size bir iyilik dokunsa, bu onları tasalandırır; başınıza bir musibet gelse, buna da sevinirler. Eğer sabreder ve korunursanız, onların hilesi size hiçbir zarar vermez. Şüphesiz Allah, onların yaptıklarını çepeçevre kuşatmıştır.
121. Hani sen, sabah erkenden müminleri savaş mevzilerine yerleştirmek için ailenden ayrılmıştın.Allah, hakkıyle işiten ve bilendir.
122. O zaman içinizden iki bölük bozulmaya yüz tutmuştu. Halbuki Allah onların yardımcısı idi. Müminler, yalnız Allaha dayanıp güvensinler.
123. Andolsun, sizler güçsüz olduğunuz halde Allah, Bedirde de size yardım etmişti. Öyle ise, Allahtan sakının ki Ona şükretmiş olasınız.
124. O zaman sen, müminlere şöyle diyordun: İndirilen üç bin melekle Rabbinizin sizi takviye etmesi, sizin için yeterli değil midir?
125. Evet, siz sabır gösterir ve Allahtan sakınırsanız, onlar [düşmanlarınız] hemen şu anda üzerinize gelseler, Rabbiniz, nişanlı beş bin melekle sizi takviye eder.
126. Allah, bunu size sırf bir müjde olsun ve kalpleriniz bu sayede rahatlasın diye yaptı. Zafer, yalnızca mutlak güç ve hikmet sahibi Allah katındandır.
127. Allah, kâfirlerden bir kısmının kökünü kessin veya onları perişan etsin, böylece bozulmuş bir halde dönüp gitsinler diye, size yardım eder].
128. Ki bu işte senin yapacağın bir şey yoktur yahut [müslüman olsunlar da] tevbelerini kabul etsin, ya da [ısrar ederlerse] onlara azap etsin diye [Allah Bedirde size yardım etti]. Çünkü onlar zalimdirler.
129. Göklerde ve yerde ne varsa Allahındır. Dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah, çok bağışlayıcı ve çok merhametlidir.
130. Ey iman edenler! Kat kat arttırılmış olarak faiz yemeyin. Allahtan sakının ki kurtuluşa eresiniz.
131. Kâfirler için hazırlanmış bulunan ateşten sakının!
132. Allaha ve Resûlüne itaat edin ki rahmete kavuşturulasınız.
133. Rabbinizin bağışına ve takvâ sahipleri için hazırlanmış olup genişliği gökler ve yer kadar olan cennete koşun!
134. O takvâ sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever.
135. Yine onlar ki, bir kötülük yaptıklarında, ya da kendilerine zulmettiklerinde Allahı hatırlayıp günahlarından dolayı hemen tevbe-istiğfar ederler. Zaten günahları Allahtan başka kim bağışlayabilir ki! Bir de onlar, işledikleri kötülüklerde, bile bile ısrar etmezler.
136. İşte onların mükâfatı, Rableri tarafından bağışlanma ve altlarından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetlerdir. Böyle amel edenlerin mükâfatı ne güzeldir!
137. Sizden önce nice [milletler hakkında] ilâhî kanunlar gelip geçmiştir. Onun için, yeryüzünde gezin dolaşın da [Allahın âyetlerini] yalan sayanların âkıbeti ne olmuş, görün!
138. Bu [Kuran], bütün insanlığa bir açıklamadır; takvâ sahipleri için de bir hidayet ve bir öğüttür.
139. Gevşeklik göstermeyin, üzüntüye kapılmayın. Eğer inanmışsanız, üstün gelecek olan sizsiniz.
140. Eğer siz [Uhudda] bir acıya uğradınızsa, [Bedirde de düşmanınız olan] o kavim de benzer bir acıya uğramıştır. O günleri biz insanlar arasında döndürür dururuz [zaferi bazen bir topluma bazen öteki topluma nasip ederiz.] Ta ki Allah, iman edenleri ortaya çıkarsın ve aranızdan şahitler edinsin. Allah zalimleri sevmez.
141. Bir de [böylece] Allah, iman edenleri günahlardan temize çıkarmak, kâfirleri de helâk etmek ister.
142. Yoksa Allah içinizden cihad edenleri belli etmeden, sabredenleri ortaya çıkarmadan cennete gireceğinizi mi sandınız?
143. Andolsun ki siz, ölümle yüzyüze gelmezden önce onu temenni ederdiniz. İşte şimdi onu karşınızda gördünüz.
144. Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür ya da öldürülürse, gerisin geriye [eski dininize] mi döneceksiniz? Kim [böyle] geri dönerse, Allaha hiçbir şekilde zarar vermiş olmayacaktır. Allah, şükredenleri mükâfatlandıracaktır.
145. Hiçbir kimse yok ki, ölümü Allahın iznine bağlı olmasın. [Ölüm], belli bir süreye göre yazılmıştır. Her kim, dünya nimetini isterse, kendisine ondan veririz; kim de ahiret sevabını isterse, ona da bundan veririz. Biz şükredenleri mükâfatlandıracağız.
146. Nice peygamberler vardı ki, beraberinde birçok Allah erleri bulunduğu halde savaştılar da, bunlar, Allah yolunda başlarına gelenlerden dolayı gevşeklik ve zaaf göstermediler, boyun eğmediler. Allah sabredenleri sever.
147. Onların sözleri, sadece şöyle demekten ibaretti: Ey Rabbimiz! Günahlarımızı ve işimizdeki taşkınlığımızı bağışla; ayaklarımızı [yolunda] sabit kıl; kâfirler topluluğuna karşı bizi muzaffer kıl!
148. Allah da onlara dünya nimetini ve [daha da önemlisi,] ahiret sevabının güzelliğini verdi. Allah, iyi davrananları sever.
149. Ey iman edenler! Eğer kâfirlere uyarsanız, gerisin geriye [eski dininize] döndürürler de, hüsrana uğrayanların durumuna düşersiniz.
150. Oysa sizin mevlânız Allahtır ve O, yardımcıların en hayırlısıdır.